Kur´ân-ı Kerim´de Hz. Muhammed (s.a.s.)

    This site uses cookies. By continuing to browse this site, you are agreeing to our Cookie Policy.

    • Kur´ân-ı Kerim´de Hz. Muhammed (s.a.s.)



      Kur´ân-ı Kerim´de Hz. Muhammed (s.a.s.)

      “(Rasûlüm!) De ki : Eğer Allah´ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin

      ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayan ve merhamet edenidir.”

      (3/Âl-i İmrân, 31)

      “De ki : Allah´a ve Rasûlü´ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki

      Allah kâfirleri sevmez.” (3/Âl-i İmrân, 32)

      “Allah´a ve Rasûlü´ne itaat edin ki size merhamet edilsin.” (3/Âl-i İmrân, 132)

      “Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir.

      Şimdi o ölür ya da öldürülürse, gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz Kim

      (böyle) geri dönerse, Allah´a hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır. Allah,

      şükredenleri mükâfatlandıracaktır.” (3/Âl-i İmrân, 144)

      “…Kim Allah´a ve Peygamberi´ne itaat ederse Allah onu, zemininden ırmaklar akan

      cennetlere koyacaktır; orada devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur. Kim

      Allah´a ve Peygamberi´ne karşı isyan eder ve hudûnu/sınırlarını aşarsa Allah onu,

      devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.” (4/Nisâ,

      13-14)

      “Küfür yoluna sapıp Peygamber´i dinlemeyenler o gün yerin dibine batırılmayı

      temenni ederler ve Allah´tan hiçbir haberi gizleyemezler.” (4/Nisâ, 42)

      “Ey iman edenler! Allah´a itaat edin. Peygamber´e ve sizden olan emir sahiplerine

      (müslüman idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -

      Allah´a ve âhirete gerçekten iman ediyorsanız- onu Allah´a ve Rasûl´e götürün

      (onların tâlimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha

      iyidir.” (4/Nisâ, 59)

      “Onlara : ´Allah´ın indirdiğine (Kur´an´a) ve Rasûl´e gelin (onlara başvuralım)´

      denildiği zaman, münâfıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün.” (4/Nisâ,

      61)

      “Biz her peygamberi, ancak Allah´ın izniyle kendisine itaat edilmesi için

      gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah´tan

      bağışlanmayı dileseler, Rasûl de onlar için istiğfar etseydi Allah´ı ziyadesiyle

      affedici, merhamet edici bulurlardı. Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çıkan

      anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir

      sıkıntı duymasızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.”

      (4/Nisâ, 64-65)

      “Kim Allah´a ve Rasûl´e itaat ederse işte onlar, Allah´ın kendilerine lütuflarda

      bulunduğu peygamberler, sıddîklar, şehidler ve sâlih kişilerle beraberdir. Bunlar

      ne güzel arkadaştır!” (4/Nisâ, 69)

      “Kim Rasûl´e itaat ederse Allah´a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni

      onların başına bekçi göndermedik.” (4/Nisâ, 80)

      “Kendisi için hidâyet/doğru yol belli olduktan sonra, kim Peygamber´e karşı çıkar

      ve mü´minlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yolda bırakırız ve cehenneme

      sokarız; o, ne kötü bir yerdir.” (4/Nisâ, 115)

      “Ey ehl-i kitab! Rasûlümüz size Kitaptan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi

      açıklamak üzere geldi; birçok (kusurunuzu) da affediyor. Gerçekten size Allah´tan

      bir nur, apaçık bir Kitab geldi.” (5/Mâide, 15)

      “Ey ehl-i kitab! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada size Rasûlümüz/elçimiz

      geldi. Gerçekleri size açıklıyor ki (kıyâmette); ´bize bir beşîr ve nezîr

      (müjdeleyici ve uyarıcı) gelmedi´ demeyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı

      gelmiştir. Allah her şeye hakkıyla kaadirdir.” (5/Mâide, 19)

      “Allah ve Rasûlü´ne karşı savaşanların ve yeryüzünde fesat çıkarıp hak düzeni

      bozmaya çalışanların cezası, ancak ya acımadan öldürülmeleri, veya asılmaları,

      yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, onların dünyadaki

      rezilliği/rüsvaylığıdır. Onlar için âhirette de büyük bir azap vardır.” (5/Mâide,

      33)

      “Sizin velîniz/dostunuz ancak Allah´tır, Rasûlü´dür, Allah´ın emirlerine boyun

      eğerek namaz kılan ve zekâtı veren mü´minlerdir. Kim Allah´ı, Rasûlü´nü ve iman

      edenleri dost edinirse (bilsin ki;) üstün gelecek olanlar şüphesiz

      hizbullahtır/Allah´ın tarafını tutanlardır.” (5/Mâide, 55-56)

      “Allah´a itaat edin. Rasûl´e de itaat edin ve (kötülüklerden) sakının. Eğer

      (itaatten) yüz çevirirseniz, bilin ki Rasûlümüzün vazifesi belâğdır/tebliğdir

      (apaçık duyurmak ve bildirmektir).” (5/Mâide, 92)

      “Yanlarındaki Tevrat ve İncil´de yazılı buldukları o Rasûle, o ümmî Nebî´ye

      uyanlar (var ya), işte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten men

      eder, onlara tayyibâtı (temiz ve güzel şeyleri) helâl, habâisi (pis ve zararlı

      şeyleri) haram kılar. Ve üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri atar

      (hata ile adam öldürmekte kısas icrâsını ve günah işleyen âzâların, pislis değen

      elbisenin kesilmesi gibi ağır teklifleri kaldırır). O Peygamber´e iman edip ona

      saygı gösteren, yardım eden ve onunla birlikte gönderilen Nûr´a (Kur´an´a) uyanlar

      var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.” ´7/A´râf, 157)

      Âyette geçen “ümmî” kelimesi, okuma yazma bilmeyen karşılığında kullanılmış olup

      Rasûlullah´ın bir vasfıdır. Allah Teâlâ´nın O´nu bu vasıf ile açıklaması ümmî

      olduğu halde ilmin bütün kemâlâtına sahip olmasındandır ki, bu da O´nun hakkında

      bir mûcizedir. “Rasûl” denilmesi Allah´a izâfeten, “Nebî” denilmesi ise kullara

      nisbetendir. Yani, O Allah´ın elçisi olması bakımından Rasûl, insanlara Allah´ın

      emirlerini tebliğ edip haber vermesi bakımından da Nebîdir.

      “De ki : ´Ey insanlar! Gerçekten ben, sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi

      Allah´ın (gönderdiği) Rasûlüyüm. Ondan başka ilâh/tanrı yoktur; O diriltir ve

      öldürür. Öyle ise Allah´a ve O´nun ümmî Rasûlüne, Allah´a ve O´nun kelimelerine

      gönülden inanan Rasûlü´ne iman edin ve O´na uyun ki, hidâyeti/doğru yolu

      bulasınız.” (7/A´râf, 158 )

      “Ey iman edenler! Allah´a ve Rasûlü´ne itaat edin, işittiğiniz halde O´ndan

      yüzçevirmeyin. İşitmedikleri halde ´işttik´ diyenler gibi olmayın. Çünkü Allah

      katında hayvanların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir (Hakkı işitip

      kabul etmeyen kâfirlerdir).” (8/Enfâl, 20-22)

      “Ey iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlü´ne

      (onların çağrılarına) uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer

      ve (siz) mutlaka O´nun huzurunda toplanacaksınız.” (8/Enfâl, 24)

      “Ey iman edenler! Allah´a ve Peygamber´e hâinlik etmeyin. (Sonra) bile bile kendi

      emânetlerinize hâinlik etmiş olursunuz.” (8/Enfâl, 27)

      “Allah´a ve rasûlü´ne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra korkuya

      kapılırsınız da devletiniz (gücünüz) gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah

      sabredenlerle beraberdir.” (8/Enfâl, 46)

      “De ki : ´Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım

      akarabanız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticâret,

      hoşlandığınız meskenler (evler, konaklar, köşkler) size Allah´tan, Rasûlünden ve

      Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye

      kadar bekleyin. Allah, fâsıklar topluluğunu hidâyete erdirmez.” (9/Tevbe, 24)

      “Kendilerine Kitap verilenlerden Allah´a ve âhiret gününe inanmayan, Allah ve

      Rasûlü´nün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini (kendine) din edinmeyen

      kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.” (9/Tevbe, 29)

      “O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak

      için Rasûlünü hidâyet ve Hak Din ile gönderendir.” (9/Tevbe, 33) ve (48/Fetih, 28;

      61/Saff, 9)

      “…Allah´ın Rasûlüne eziyet edenler için acıklı bir azap vardır.” (9/Tevbe, 61)

      “(Hâlâ) Bilmediler mi ki; Kim Allah ve Rasûlü´ne karşı koyarsa elbette onun için,

      içinde ebedî kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte bu, büyük

      rezillik/rüsvaylıktır.” (9/Tevbe, 63)

      “Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya

      uğramanız ona çok ağır gelir. Çünkü o, size çok düşkün, mü´minlere karşı raûf/çok

      şefkatli, rahîmdir/merhametlidir.” (9/Tevbe, 128 )

      “(Rasûlüm!) Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (21/Enbiyâ, 107)

      “O gün, zâlim kimse, ellerini ısırıp şöyle der : ´Keşke o Peygamber´le birlikte

      bir yol tutsaydım! Yazık bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim! Çünkü zikir

      (Kur´an) bana gelmişken o, hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan, insanı (uçuruma

      sürükleyip, sonra) yapayalnız ve yardımcısız bırakmakta. Peygamber dedi ki : ´Ey

      Rabbim! Doğrusu kavmim bu Kur´an´ı mehcûr/terkedilmiş (bir şey yerinde) tuttular.”

      (25/Furkan, 27-30)

      “(Bazı insanlar) ´Allah´a ve pegamber´e inandık ve itaat ettik´ diyorlar; ondan

      sonra da içlerinden bir grup yüzçeviriyorlar. Bunlar mü´min değildirler. Onlar,

      aralarında hüküm vermesi için Allah´a ve Peygamber´e çağrıldıklarında, bakarsın

      ki, içlerinden bir kısmı yüzçevirip dönerler. Ama, eğer (Allah ve Rasûlü´nün

      hükmettiği) hak kendi lehlerine ise, ona, gönülden bağlı olarak saygı ile

      gelirler. Kalplerinde bir hastalık mı var, yoksa şüphe ve tereddüt içinde midirler

      Yoksa, Allah ve Rasûlü´nün kendilerine zulüm ve haksızlık edeceğinden mi

      korkuyorlar Hayır; asıl zâlimler kendileridir! Aralarında hüküm vermesi için

      Allah´a ve Rasûlüne dâvet edildiklerinde, ´işittik ve itaat ettik´ demek, sadece

      mü´minlerin söyleyeceği sözdür. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir. Kim Allah´a

      ve Rasûlüne itaat eder, Allah´a saygı duyar ve O´ndan sakınırsa, işte asıl bunlar

      bedbahtlıktan kurtulanlardır.” (24/Nûr, 47-52)

      “De ki : Allah´a itaat edin; Peygamber´e de itaat edin. Eğer yüzçevirirseniz şunu

      bilin ki, Peygamber´in sorumluluğu kendisine yüklenen (tebliğ görevini yapmak),

      sizin sorumluluğunuz da size yüklenen (görevleri yerine getirmeniz)dir. Eğer ona

      itaat ederseniz, hidâyeti/doğru yolu bulmuş olursunuz. Peygamber´e düşen, sadece

      açık-seçik belâğ/tebliğdir, duyurmaktır.” (24/Nûr, 54)

      “(Ey mü´minler!) peygamber´i, kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın.

      İçinizden,, birini siper ederek sıvışıp gidenleri muhakkak ki Allah bilmektedir.

      Bu sebeple, onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya

      kendilerine çok elemli bir azap isâbet etmesinden sakınsınlar.” (24/Nûr, 63)

      Bu âyet, Hz. Peygamber (s.a.s.)´e sadece ismiyle hitap etmenin veya kendisinden

      bahsederken sırf ismini söylemenin, ümmetlik terbiyesi ile bağdaşmayacağını ifade

      etmektedir. Böyle durumlarda onun ismi ile beraber Peygamber, Nebî, Rasûl,

      Rasûlullah, Rasûl-i Ekrem, Peygamber Efendimiz, Habîbullah gibi onu anlatan ve ona

      saygımızı ifade eden sıfat ve unvanları da söylemek yerinde olur. Ayrıca, Allah

      Teâlâ´nın, 33/Ahzâb sûresinin 56. âyetindeki emri uyarınca biz müslümanların,

      Peygamberimizin ismi anılınca, ´Allah´ın salât ve selâmı onun üzerine olsun´

      anlamına gelen ´sallâllahu aleyhi ve sellem (s.a.s.)´ dememiz de ona olan

      saygımızın bir gereğidir.

      “(Rasûlüm!) Biz seni, ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.” (25/Furkan, 56)

      “Peygamber, mü´minlere kendi canlarından daha üstündür. Eşleri, onların

      analarıdır…” (33/Ahzâb 6)

      “Andolsun ki, Allah´ın Rasûlünde, sizin için, Allah´a ve âhiret gününe kavuşmayı

      umanlar ve Allah´ı çok zikredenler için en güzel ve mükemmel bir örnek vardır.”

      (33/Ahzâb, 21)

      Âyette, Hz. Peygamber´in, Allah´ın rızâsını kazandıracak davranışlarda bulunmak

      isteyenler için mükemmel ve canlı bir örnek, en büyük fazilet numûnesi olduğu

      anlatılmaktadır. Böylece, Rasûlullah´ın, hislerine mağlûp insanları memnun etmek

      ve onlara pratik değerden mahrum birtakım teorik kurallar öğretmekle görevli

      olmayıp, O´nun hedefinin, insanlığa amelî kaideler öğretmek ve bu kuralları kendi

      yaşayışıyla Canlı Kur´an olarak izah ve târif etmek olduğu anlaşılmış olmaktadır.

      Bunun için, O´nun hayatı ve sîreti incelenirken bu nokta, asla gözden uzak

      tutulmamalıdır.

      “Allah ve Rasûlü bir işe hüküm verdiği zaman, iman etmiş bir kadın ve erkeğe, o

      işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Rasûlüne karşı

      gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (33/Ahzâb, 36)

      “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat O, Allah´ın

      Rasûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilir.” (33/Ahzâb, 40)

      “Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şâhid, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak

      gönderdik. Allah´ın izniyle, Allah´a çağıran bir dâvetçi ve nur saçan bir lâmba

      olarak (gönderdik).” (33/Ahzâb, 45-46)

      “Allah ve melekleri, Peygamber´e çok salât ederler. (Onun şerefini gözetmeye,

      şânını yüceltmeye özen gösterirler.) Ey mü´minler! Siz de ona salât edin ve tam

      bir teslimiyetle selâm verin.” (33/Ahzâb, 56)

      Allah´ın salâtı, rahmet etmek ve kulunun şânını yüceltmektir. Meleklerin salâtı,

      Peygamber´in şânını yüceltmek, mü´minlere bağış dilemek anlamındadır. Mü´minlerin

      salâtı ise, duâ anlamına gelmektedir. Allah bütün bütün mü´minlere,

      peygamberlerine salât ve selâm getirmelerini emretmekte ve ona saygı

      göstermelerini istemektedir. “Allahumme salli alâ Muhammed” demek salât, “esselâmu

      aleyke eyyühe´n-Nebiyyu” demek selâmdır. Peygamberimiz´den rivâyet edilen çok

      sayıda salevât-ı şerîfe vardır. Bunları okumak, mümkün olduğu kadar çok salât ve

      selâm getirmek, Peygmaber´in sevgisini celp eder, Allah´ın izniyle şefâatine sebep

      olabilir.

      “Allah ve Rasûlünü incitenlere Allah, dünyada ve âhirette lânet etmiş ve onlar

      için horlayıcı bir azap hazırlamıştır.” (33/Ahzâb, 57)

      “(Kâfirlerin) Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün, ´eyvah bize! Keşke Allah´a

      itaat etseydik, Peygamber´e itaat etseydik!´ derler. ´Ey Rabbimiz! Biz

      reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yoldan saptırdılar´ derler.

      ´Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle rahmetinden kov,

      lânetle´ (derler).” (33/Ahzâb, 66-68 )

      “(Ey Muhammed,) De ki : ´Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben

      kendiliğmden bir şey teklif edenlerden de değilim.” (38/Sâd, 86)

      “İman edip sâlih amel işleyenlerin, Rableri tarafından hak olarak Muhammed´e

      indirilen gerçeğe iman edenlerin günahlarını Allah örtmüş ve hallerini

      düzeltmiştir.” (47/Muhammed, 2)

      “Şüphesiz Biz seni, şâhid, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik ki, Allah´a ve

      Rasûlü´ne iman etmeniz, O´nu savunup desteklemeniz, O´nu en içten bir saygı ile

      yüceltmeniz ve sabah-akşam O´nu tesbih etmeniz için.” (48/Fetih, 8-9)

      “Muhammed rasûlullah´tır/Allah´ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere

      karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken, secde

      ederken görürsün. Allah´tan lütuf ve rızâ isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden

      nişanları vardır…” (48/Fetih, 29)

      “Ey iman edenler! Allah´ın ve Rasûlü´nün huzurunda öne geçmeyin. Allah´tan korkun.

      Şüphesiz Allah (her şeyi) işitendir, bilendir. Ey iman edenler! Seslerinizi

      Peygamber´in sesinden fazla yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi,

      Peygamber´e yüksek sesle bağırmayın. Öyle yaparsanız, siz farkına varmadan

      amelleriniz boşa gider. Rasûlullah´ın huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz

      Allah´ın kalplerini takvâ ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük

      bir mükâfat vardır.” (49/Hucurât, 1-3)

      Yukarıdaki âyetlerde Allah ve Rasûlü´nün huzurunda sözde veya işte öne geçerek

      konuşmak ya da hüküm beyan etmek yasaklanmıştır. Rasûlullah´ın huzurunda yüksek

      sesle konuşmak da haram kılınmıştır. Bundan maksat, onun huzurunda münâsebetsizce

      bağırıp çağırma ve sesini yükseltmedir. Sahâbeden Sâbit bin Kays´ın durumu, âyetin

      tefsirine açıklık getirmektedir. Zira bu zât âyet inince, yükses seli olduğundan,

      Hz. Peygamber´in huzurunda konuşursa amelinin boşa gideceği endişesi beslemiş,

      huzur-ı risâlete gitmemeye başlamıştı. Hz. Peygamber, onu çağırtarak teselli

      etmiş, ona hayır haberi ve cennet müjdesi vermiştir.

      “Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Hz. Muhammed) sapmadı ve bâtıla

      inanmadı; O, hevâsına (kötü arzularına) göre konuşmaz. O(nun konuşması, kendisine)

      vahyedilenden başkası değildir.” (53/Necm, 1-4)

      “Allah´a ve Rasûlü´ne karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi

      alçaltılacaklardır. Biz apaçık âyetler indirdik. Kâfirler için küçük düşürücü bir

      azap vardır.” (58/Mücâdele, 5)

      “Allah´a ve Rasûlü´ne düşman olanlar, işte onlar en alçaklar, en bayağılar

      arasındadırlar.” (58/Mücâdele, 20)

      “…Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının.

      Allah´tan korkun. Çünkü Allah´ın azâbı çetindir.” (59/Haşr, 7)

      “Hatırla ki Meryem oğlu İsa, ´Ey İsrâil oğulları! Ben size Allah´ın rasûlüyüm,

      benden önce gelen Tevrat´ı tasdik edici ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir

      peygamberi de müjdeleyici olarak geldim´ demişti. Fakat o, kendilerine açık

      deliller getirince, ´bu, apaçık bir büyüdür´ doediler.” (61/Saff, 6)

      (Ey Rasûlüm!) Hiç şüphesiz senin için bitip tükenmeyen bir ecir/mükâfât vardır. Ve

      sen, kesinlikle yüce bir ahlâk üzeresin (mükemmel bir ahlâka sahipsin). (68/Kâlem,

      4)

      “…Kim Allah ve Rasûlü´ne karşı gelirse, bilsin ki ona, (kendi gibilerle birlikte)

      içinde ebedî kalacakları cehennem ateşi vardır.” (72/Cin, 23)