Peygamberimizin Usul ve Füruğ Bilgileri

    This site uses cookies. By continuing to browse this site, you are agreeing to our Cookie Policy.

    • Peygamberimizin Usul ve Füruğ Bilgileri



      Peygamberimizin Usul ve Füruğ Bilgileri

      Resulullah'ın ( sav) Kimliği

      Adı: MUHAMMED ( sas) b. ABDULLAH
      İsminin Anlamı: Tekrar, tekrar övülmüş, şanı yüceltilmiş
      Künyesi: Ebû Kasım / Kasım’ın Babası
      Kabilesi: Hâşimoğulları / Kureyş
      Doğum Yılı: 12 Rebiülevvel Fil Yılı / Miladi, 20 Nisan 571, Pazartesi
      Doğum Yeri: Mekke
      Baba Adı: Abdullah b. Abdülmuttalib
      Dedesinin Adı: Abdülmuttalib b. Hâşim
      Babaannesinin Adı Fatıma bint Amr
      Anne Adı Âmine bint Vehb
      Dedesinin Adı: Vehb b. Abdümenaf
      Anneannesinin Adı: Berre bint Abdüluzza
      Kardeşleri:

      İnşallah Bizleriz. Bunu Efendimiz ( sas) bizzat kendisi söylemiştir. “Benim kardeşlerim beni görmedikleri halde bana iman edenlerdir.”( 1)
      Hanımları:
      Hatice bint Huveylid
      Sevde bint Zem’a
      Aişe bint Ebû Bekir
      Hafsa bint Ömer
      Zeyneb bint Huzeyme
      Hind bint Ebî Ümeyye
      Zeyneb bint Cahş
      Cuveyriye bint Hâris
      Remle bint Ebû Süfyan
      Safiyye bint Huyey
      Meymune bint Hâris
      Reyhane bint Zeyd
      Mâriye bint Şem’un
      Oğulları: Kasım, Abdullah ve İbrahim
      Kızları: Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma
      Torunları: Hasan, Hüseyin, Muhassin, Zeyneb, Ümmü Gülsüm, Ali, Ümame, Abdullah
      Amcaları: Hâris, Zübeyr, Ebû Talib, Ebû Leheb, Abbas, Hamza, Mukavvim, Hacl, Abdülkabe, Dırâr, Gaydak, Kusem
      Halaları: Safiyye, Ümmü Hakim Beyza, Âtike, Ümeyme, Ervâ ve Berre
      Dayısı: Abdüyeğus b. Vehb
      Teyzesi: Fürey’a bint Vehb
      Damatları: Ebû’l-Âs b. Rebî, Hz Osman ve Hz. Ali
      Vefat Tarihi: Hicri, 12 Rebülevvel 11/Miladi, 8 Haziran 632
      Vefat Yeri: Mescid-i Nebevi / Medine
      Vefat Yaşı: 63 ( Miladi Takvime göre 61)
      Vefat Sebebi: Şehadet( 2)


      Abdullah b. Abdülmuttalib

      Abdullah b. Abdülmuttalib. İsminin anlamı; “Allah’ın kulu” demektir. Miladi, 545 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir. Dünyaya gelir gelmez babasının alnında parlayan Nur-u Muhammedi, onun alnına geçmişti. Abdullah siret ve surette kardeşlerinden çok farklıydı.

      Efendimiz ( sas) Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’in soyundan gelmiştir. Bilindiği gibi Hz. İbrahim oğlu Hz. İsmail’i Allah’a kurban adamıştı. Tereddüt etmeden Allah’a adağını yerine getirecekti. Aynı şekilde Hz. İsmail de, tereddütsüz Allah için kurban edilmeye razı idi.

      Babası Abdülmuttalib’in kaybolan zemzem kuyusunu ararken yaptığı adak üzerine kuranın kendisine çıkması ile başından bir kurban hadisesi geçmiş, ama daha sonra Allah bir vesile ile onu aynen atası İsmail ( as) gibi bu işten selametle kurtarmıştı.( 7) Bundan dolayı Efendimiz ( sas) şöyle buyururlardı: “Ben iki kurbanlık babanın oğluyum.”( 8 ) Bir gün bir Arab bu iki kurban hadisesini kast ederek, Efendimiz’e ( sas): “Ey iki kurbanlığın oğlu!” diye hitab etmiş, Efendimiz ( sas) de bu hitabı tebessüm ile karşılamıştı.( 9)

      Abdullah b. Abdülmuttalib, Mekke’nin en soylu, güzel ve ahlaklı hanımı olan Âmine validemiz ile evlenmiştir. Ancak, bu mübarek evlilik fazla uzun sürmemiş, Abdullah 25 yaşında, hanımı Âmine validemiz Efendimiz’e 6 aylık hamile iken vefat etmiştir.

      Alemlere Rahmet olarak gönderilen Efendimiz ( sas) babasını hiç göremedi. Baba ve annesi ile birlikte bir sofrada oturmak O’na hiç nasib olmadı. Rabbim bizleri baba ve annemizin kıymetini bilen kullarından eylesin.

      Yüce Allah Kur’an’da şöyle buyurmaktadır:

      “Rabbin kesin olarak şunları emretti: Ancak kendisine ibadet edin, anne ve babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, onlara ‘öf’ bile deme ve onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle.”( 10)

      Bizler anne ve babamızın o güzel kalplerini ne de çok kırdık değil mi? Ne çok onlar hakkında yanıldık. Bu ayet zihin dünyamızdan hiçbir şekilde çıkmasın. Rabbimiz anne babamıza “öf” bile demeyin derken bu konuda ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini ifade etmektedir. Efendimiz ( sas) baba hakkında şöyle buyurmuştur:

      “Hiçbir evlat babasının hakkını ödeyemez…”( 11)

      Hakkı ödenemeyen babamıza karşı tavrımız, Allah’a ve Resûlü’ne iman eden bir mü’mine yakışır şekilde olmalıdır. Rabbim babalarımızın kıymetini –onlar hayatta iken– bilmeyi cümle Ümmet-i Muhammed’e nasib eylesin.

      Âmine bint Vehb

      Âmine bint Vehb. İsminin anlamı; “Emin olan ve emniyet hali hâsıl olan” demektir. Miladi, 552 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir.

      Âmine validemiz, güzelliği ve ahlakı ile Mekke’nin en güzel hanımlarındandır. Bu ahlakı ile Mekke’liler ona “Kureyş’in çiçeği” derlerdi. İşte bu çiçek, Abdullah’ın genç yaşta vefatı ile, kendisi de henüz 19 yaşında dul kalmış ve yetim evladını babasız dünyaya getirmiştir. Hiçbir zaman eşi Abdullah’ı unutmamış ve onun özlemi ile günleri geçip gitmiştir.

      Âmine validemiz bu hasreti ile yetim Muhammed’i ( sas) ve Ümmü Eymen’i ( ra) yanına alarak, eşi Abdullah’ın kabrini ziyarete gitmiştir. Bu ziyaretin dönüşünde Ebvâ köyünde rahatsızlanmış ve artık ecelin geldiğini anlayarak dünya güzeli olan evladının başını okşayıp, öpüp kokluyordu. Artık gitme vakti gelmiştir. Çok özlediği Abdullah’ına kavuşacaktı, fakat kömür gözlü yetim evladından da ayrılacaktı. Oğluna yaşlı gözlerle bakarak şu sözleri söyledi:

      Her canlı varlık ölür. Her yeni eskir.

      Her yaşlanan, kocayan, zeval bulur, yok olur. Ben de öleceğim.

      Fakat temelli anılacağım.( 12)

      Bu sözleri söylerek Miladi 577 yılında vefat etmiştir. Yetim Muhammed ( sas) artık hem öksüz hem yetimdi. Fakat dediği gibi de oldu O mübarek peygamberin ( sas) annesi olduğu için kendisi temelli anıldı…

      Efendimiz ( sas) yıllardır annesinin hasreti ile yaşamıştır. Hu-deybiye dönüşünde annesinin kabrini ziyaret eder. O zaman 60 yaşlarında olan rahmet peygamberi ( sas), annesinin kabri başında, bir çocuk gibi ağlayarak gözyaşı döker. Annesine dua edip onu yâd eder. O’nun ( sas) ağladığını gören Sahabe de ağlar. Abdurrahman b. Avf ( ra): “Ya Resulallah! Sen de mi ( kabir başında) ağlıyorsun?” demesi üzerine; Efendimiz ( sas): “Gözyaşı Allah’ın rahmetidir. Onu sevdiği kuluna nasib eder” demiş; sonra da; “Anneminşefkat ve merhameti gözümün önüne geldi de onun için ağladım” demişti.( 13)Efendimiz’in ( sas) bu tavrı karşısında anneleri hayatta olanlar, geç kalmadan onların hayır duasını alsınlar. Yoksa yarın çok geç olabilir…



      Talha b. Muaviye ( ra) anlatır:

      “Resulullah’a ( sas) geldim ve:
      -Ya Resulallah! Ben Allah yolunda cihad etmek istiyorum’ de-dim. Efendimiz ( sas):

      -Annen sağ mıdır? buyurdu.
      -Evet, dedim. Efendimiz ( sas):

      -Annenin ayağına sarıl, cennet oradadır, buyurdu.”( 14)



      Efendimiz’in ( sas) bu hadisini anlamak isterseniz, şöyle ya-pın; annesini kaybeden birine sorun, “Annen hayatta olsa ne ya-pardın?” diye. Size şöyle cevab verecektir: “Yanına gidip dizlerine başımı koymak isterdim.” İşte Cennet! Cenneti uzakta aramamak gerekir. Cennet yanı başımızda yeter ki görmeyi bilelim.

      Haydi Kardeşlerim! Annelerimizin mübarek ellerini öpüp onların hayır duasını alalım. Eğer onlar bu dünyadan bize kırgın giderlerse, yarın mahşer de Allah’a ne hesab veririz. Bir ömür anne özlemi ile yaşayan Peygamber’in ( sas) mübarek yüzüne nasıl ba-karız! Rabbim bizleri her daim annesinin hayır duasını alan kul-larından eylesin…

      Abdülmuttalib b. Hâşim
      Asıl ismi; Şeybe’dir. İsminin anlamı ise; “saçlarında aklık bulunan.” demektir. Dünyaya geldiğinde saçlarında aklık bulunduğundan dolayı kendisine bu isim verilmiştir. Miladi, 497 yılında Medine’de dünyaya gelmiştir.

      İsmi Şeybe olmasına rağmen Abdülmuttalib olarak bilinir. Bunun sebebi ise, babası Hâşim vefat edince, Yesrib’de annesinin yanında kalmış, sekiz yaşına gelince amcası Muttalib tarafından Mekke’ye getirilmiştir. Olayın öncesini bilmeyenler onu Muttalib’in satın aldığı kölesi olduğunu zanetmiş ve ona “Muttalib’in kölesi” anlamına gelen Abdülmuttalib demişlerdir.( 15)

      Efendimiz’in ( sas) dünyasında, dedesi Abdülmuttalib’in yeri çok başkadır. Babasız ve annesiz kalan torununu kimselere muhtaç etmeden, koruyup kollayandı ve O’nu esen rüzgardan dahi sakınıyordu. Mekke’nin reislerinden ve saygı duyulan büyüklerinden olan Abdülmuttalib’in Kâbe’nin önünde ki sedirinde sadece torunu olan Efendimiz ( sas) oturabilirdi. Bir gün yine Efendimiz ( sas), dedesinin sedirine oturunca, amcaları O’nu kaldırmaya teşebbüs edince, Abdülmuttalib oğullarına engel olarak şöyle demiştir: “Oğlumu serbest bırakın! Vallahi, ileride onun nâmı ve şânı büyük olacaktır.”

      Dede - torun muhabbeti çok fazla sürmemiştir. Efendimiz ( sas) altı yaşında himayesine girmiş olduğu dedesini sekiz yaşında kaybetmiştir. Dedesinin vefat eden bedeninin önünde gözyaşları içinde hıçkırarak ağlamıştır.

      Abdülmuttalib, Miladi 579 yılında vefat etmiştir.

      Vehb b. Abdümenaf

      İsminin anlamı; “ihsan etme ve bağışlama” demektir. Efendimiz’in ( sas) anne tarafından dedesidir.

      Efendimiz’in ( sas) dedesi Vehb ile görüşememiştir. Çünkü dede Vehb, kızı Âmine’nin Abdullah ile düğününü göremeden, çok erken bir tarihte vefat etmiştir. Bundan dolayı Abdülmuttalib, Âmine validemizi amcası Üheyb’den istemiştir. Efendimiz’in ( sas) dedesi Vehb, Mekke de cömertliği ile bilinen, saygı değer bir insandı.

      Büyük bir tevafuk ki; Efendimiz ( sas) baba tarafından dedesini görmüş fakat anne tarafından dedesini görememiştir. Kendiside erkek evlatlarından torun sahibi olamadı fakat kız evlatları tarafından torun sahibi olmuştur. Yani torunları kendisinin tam tersi baba tarafından dede görememiş, anne tarafından dedelerini görmüştür. Anneleri tarafından dedeleri olduğu torunlarına öyle bir dedelik yapmıştır ki, insanlık tarihinde eşi benzeri olmayan bir dede-torun ilişkisi yaşanmıştır. Sanki anne tarafından olan dede özlemini torunları ile gidermiştir.

      Fatıma bint Amr

      Fatıma bint Amr. Efendimiz’in ( sas) babaannesidir.

      Efendimiz’in ( sas) babaannesi olan bu bahtiyar hanımın, Efendimiz’in ( sas) doğumuna yetişip yetişemediğini tam olarak bilemiyoruz. Bundan dolayı kaynaklarımızda, babaannesi ile bir hatıratını aktaramıyoruz. Ancak şunu biliyoruz ki, Efendimiz ( sas) Uhud günü savaşın meydanında şöyle bir söz buyuracaktır:

      “Ben Fatıma’ların oğluyum.”( 16)

      Bu Fatıma’lardan kastetmek istediği; Babaannesi Fatıma, kendisini bir evladı gibi büyüten, Hazreti Ali’nin ( ra) annesi olan Hazreti Fatıma ( ra) ve hanımı Hazreti Hatice’nin ( ra) annesi Fatıma’dır.

      Burada Efendimiz’in ( sas) en küçük kızı Fatıma’ya ( ra) isim koyma hadisesini aktarmak isteriz. Miladi 605 yılında bu kutlu yuvanın bir kızları daha olmuştu. Bu doğan kızlarının adını, Hatice validemiz annesinin ismi olan Fatıma olarak koymak istiyordu. Efendimiz ( sas) de yıllarca kendisine bakmış olan Ebû Talib’in hanımı ve Ali’nin ( ra) annesi olan Fatıma’nın ( ra) ismini koymak istiyordu

      Efendimiz ( sas) doğan kızını kucağına aldı, sevindi, onu sevdi; sonra dedi ki: “Bu babasının annesidir. Ona annemin ismini koyacağım.” Hatice validemiz, bu sözleri duyunca biraz üzülür gibi olsa da, belli etmemeye çalıştı. Çünkü, Hatice validemiz, Efendimiz’in ( sas) öz annesi olan Âmine’nin isminin koyulacağını zannetmişti. Efendimiz ( sas) biraz daha açık konuştu dedi ki: “Ey Haticem! Bu kızımıza annemden sonra annem olan Ali’nin annesi Fatıman’nın ismini koyacağım.” Hatice validemiz öylebir sevindi ki, sonra şöyle söyledi: “Evet, bu kızımızın ismi hem senin annenin hem de benim annemin ismini taşısın, ismi Fatıma olsun.”( 17)

      Berre bint Abdüluzza

      Berre bint Abdüluzza. İsminin anlamı; “saliha ve hayırlı kadın” demektir. Efendimiz’in ( sas) anneannesidir.

      Efendimiz’in ( sas) anneannesi olma şerefini elde etmiş olan bu bahtiyar hanımın hakkında ne yazık ki bir bilgiye sahip değiliz. Bilmiş olduğumuz onun en şerefli insan olan Hazreti Muhammed’i ( sas) anneannesi olduğudur. Bu şeref onun ne denli değerli bir insan olduğunun ispatıdır.

      Hanımları


      Hatice bint Hüveylid

      Hatice bint Hüveylid. İsminin anlamı; Erken doğan kız çocuğu. Beklenilen günden erken dünyaya gelmesinden dolayı babası bu ismi vermiştir. Miladi, 555 yılında dünyaya gelmiştir.

      Efendimiz’in ( sas) ilk eşidir. Bu evlilik Efendimiz ( sas) Peygamber olmadan 15 yıl önce gerçekleşmiştir. Bu sırada Efendimiz ( sas) 25, Hatice validemiz ise 40 yaşında idi. Hatice validemiz ile evli iken, ikinci bir evlilik yapmamış, onun vefatından tam 3 yıl sonra ikinci evliliğini yapmıştı.

      Efendimiz’in ( sas) bu evlilikten, 2’si erkek, 4’ü kız toplam 6 çocuğu olmuştur.

      İslam’ın ilk günlerinden vefatına kadar, Efendimiz’e ( sas) maddi manevi her desteği vermişti. Efendimiz ( sas) Hatice validemizi hiç unutmamıştır. Mekke’nin fethinde kendi evinin satıldığını öğrenince, kimseyede yük olmamak için çadırını alıp, Hatice validemizin kabrinin yanına kurarak orada kalmıştır. Aişe validemiz birgün dayanamayarak; “Ya Resulallah! Allah sana ( Hatice’den) daha iyisini, gencini ve hayırlısını nasip etmiş iken sen hep Hatice Hatice deyip duruyorsun!” dediğinde, Efendimiz ( sas): “Hayır, Vallahi! Allah bana ondan daha hayırlısını vermedi. Herkes malını benden esirgerken o malını verdi. Her kapı yüzüme kapanırken, onun kapısı bana açıldı. Söyler misin ondan daha hayırlısı mı var!?”( 18 )

      Hatice validemiz son anlarını yaşarken, Efendimiz ( sas) Hatice validemizin ellerini tuttu; “Benim yüzümden, Ey Haticem, hep benim yüzümden bunca sıkıntının muhattabı oldun. Sen bu hallerin daha iyilerine layık iken, ben sana rahat ettiremedim.”( 19)dedi. Hatice validemiz ise şöyle cevap verir; “Hayır Ey Efendim! Allah benim için en güzelini nasip etmiş ve ben bu halimden hiçbir za-man sıkıntı duymadım.”( 20)

      Miladi, 620 yılında ve 65 yaşında iken Mekke de vefat etmiştir.

      Efendimiz’in ( sas) Hatice validemiz ile olan evliliği, müslümanlar için tam bir evlilik rehberi niteliğindedir. Bu evliliği örnek olan müslüman bir çift, hangi sıkıntı ve sorunu yaşarsa yaşasın, asla sarsılmazlar. Bir dağ gibi evliliklerini ayakta tutarlar.

      Peygamberini örnek alan bir müslüman, asla eşine karşı ahde vefasızlık gösteremez.

      Konumuz Peygamber ( sas) hanımları olunca bir uyarıda bulunmak isteriz:

      Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de “Peygamber, mü’minlere kendilerinden daha evlâdır; eşleri de onların anneleridir…”( 21) buyurmaktadır. Bundan dolayı biz mü’minlere yakışanPeygamberimizin hanımlarından bahsederken annemizi anlatır gibi saygı ve sevgi ile bahsetmeliyiz.

      Sevde bint Zem’a

      Sevde bint Zem’a. İsminin anlamı, “Kara ve esmer” demektir. Miladi, 577 yılında dünyaya gelmiştir.

      Efendimiz’in ( sas) ikinci eşidir. Sevde validemiz ilk eşi olan Sekran b. Amr ile beraber iman etmişlerdir. Fakat Mekkeli müşriklerden zulüm ve işkence görürler. Sekran vefat edince, Sevde validemiz altı çocuğu ile dul kalır. O sırada Efendimiz ( sas) de altı çocuğu ile tek kalmıştır. Bu durumu fark eden Havle binti Hakim isimli hanım sahabi, Efendimiz’in ( sas) yanına gelip Sevde validemizi tavsiye etmiştir.

      Efendimiz ( sas) Sevde validemiz ile evlenerek, hem onu Mekke’li kafirlerin zulmunden kurtarıp, altı çocuğu ile himaye ediyor. Hem de kendi çocuklarına bakacak bir hanım ile evlenmiş oluyordu. Bu evlilik zamanında Efendimiz ( sas) 52 yaşında, Sevde validemiz ise 46 yaşında idi.

      Efendimiz’in ( sas), Sevde validemiz ile yapmış olduğu bu evlilik neticesinde çocuklarının bakımı konusunda sırtından büyük bir yük alınmış olunuyordu. Nasıl bir yük derseniz? Bilindiği gibi Efendimiz ( sas) İslam’ı yaymak için Taif’e gittiğinde çocuklarını Sevde validemize emanet ederek gönül rahatlığı ile Mekke’den ayrılmıştır. Taif’te yaşadığı bunca sıkıntının yanında “Acaba çocuklarım, ne haldedir?” endişesini duymamıştır. Çünkü çocuklarının başında altı çocuk annesi saliha bir kadın olan, hanımı Sevde ( ra) vardır.

      Âişe validemiz onun hakkında şöyle buyurmuştur: “Benim kadınlardan en çok benzemeyi sevdiğim, arzuladığım Sevde bint Zem’a’dır. Tek bir kusuru varsa o da biraz asabi/hiddetli olmasıdır.”( 22)

      Sevde validemiz, Miladi 644 yılında 68 yaşında Medine de vefat etmiştir.

      Âişe bint EbîBekr

      Âişe bint Ebî Bekr. İsminin anlamı, “Yaşayan ve ömür süren” demektir. Hz. Ebû Bekir’in kızıdır. Efendimiz’in ( sas) Âişe validemize olan muhabbetinden ötürü kendisine “Resulullah’ın Sevgilisi” denilirdi. Miladi, 605 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir.

      Efendimiz ( sas) Âişe validemizi çok sever ve her seferinde bu sevgisini belli ederdi. Amr b. el-Âs anlatıyor: “Resulullah’a ( sas) ‘İnsanlar içerisinde en çok kimi seviyorsun?’ diye sorduğumda Resulullah ( sas) ‘Âişe’ cevabını verdi. ‘Peki erkeklerden en çok kimi seviyorsunuz?’ diye sorunca, ‘Babasını’ buyurdu.”( 23)

      Efendimiz ( sas) de şöyle buyurmuştur: “Âişe’nin diğer kadınlara üstünlüğü, tirit yemeğinin, diğer yemeklere olan üstünlüğü gibidir.”( 24)

      Âişe validemiz, Efendimiz ( sas) ile 18 yaşında evlenmiştir.( 25) Âişe validemiz bu evlilik ile Efendimiz’den ( sas) ilim öğrenmiş ve bu ilmi ile müslüman kadınların sormaya çekindiği soruların cevablarını vermiş onlara hocalık yapmıştır. Çünkü Müslüman kadınlar sürekli Peygamber Efendimiz’i ( sas) göremiyor, görseler bile kadınlara mahsus olan halleri sormaya çekiniyorlardı. İşte bu anda Efendimiz’in ( sas) hanımı olan Âişe validemiz devreye girerek, kadınların bu sıkıntısını gideriyordu. Örnek vermek gerekirse; Hanım Sahabiler içinde en fazla hadis rivayeti yapan, Âişe validemizdir. Ayrıca, rivayet etmiş olduğu 2210( 26) hadis ile en çok hadis rivayet eden üçüncü Sahabi’dir. Onun bu rivayetleri ile Dinimiz İslam hakkında çok şey öğrenmekteyiz.

      Âişe validemiz, Efendimiz’in ( sas) nazlı bir çiçeği gibiydi. Âişe Annemiz çok nazlı idi. Efendimiz ( sas) Âişe validemizin bu tavrına karşılık ona en güzel biçimde muamelede bulunmuştur. Hanımlarının çok nazlı olduğundan dert yakınan kardeşlerimiz, Âişe validemizin hayatını anlatan eserlere( 27) bir baksınlar, Âişe annemiz, Efendimiz’e ( sas) karşı ne nazlar yapmıştır. Fakat Efendimiz ( sas) bu durum karşısında hiç bıkkınlık göstermemiştir.

      Âişe validemizin vesilesi ile bir hurafeyi, toplumumuzdan kalkması temennisi ile aktarmak isteriz. Toplumda şöyle bir hurafe vardır: “İki bayram arası düğün olmaz” diye. Bu yanlış öyle yaygındır ki, buna inanmadığını söyleyen bile bir an olsun içinden geçirir “Acaba gerçek midir?” diye. Bu hurafenin kaynağı ise “Cahiliye” dir. O günün insanları, Şevvâl( 28 ) ayında kıyılan nikâhların sağlıklı olmayacağını düşünüyor, karı-koca arasında huzursuzluğun baş göstereceğine inanıyorlardı.( 29)Onlara göre bu, iki bayram arasında kıyılan nikâh demekti ve başlı başına bir uğursuzluktu.( 30)

      Efendimiz ( sas), o dönemin ve kendisinden ( sas) yıllar sonra gelecek olan ümmetinin bu yanlış anlayışını ortadan kaldırmak için, Âişe validemiz ile olan evliliğini Şevvâl ayında yapmıştır. Âişe validemizde kendi üzerine düşen görevi yaparak, ümmet arasında bu yanlış anlayışı kaldırmak için şöyle söylemiştir:

      “Resûlullah ( sas), benimle Şevvâl ayında nişanlandı ve yine Şevvâl ayında nikâh kıydı; söyler misiniz, Resûlullah ( sas) nezdinde hangi hanımı, muhabbet yönüyle benden daha öndedir!”( 31)

      Bizlerde bu rivayeti dilden dile, gönülden gönüle ulaştırarak, toplumumuzdan bu yanlış anlayışı kaldırabiliriz.

      Âişe validemizin vesilesi ile bir mesaj daha vermek isteriz; evlad özlemi ile kıvranan annelere, Âişe validemiz çok şeyler söyler. Çünkü o da, yıllarca bu özlem içinde idi. Efendimiz’den ( sas), çocuk sahibi olmak istiyordu. Bir keresinde bu özlemini, Mâriye validemiz, Efendimiz’den ( sas) İbrahim’i dünyaya getirince şu şekilde ifade etmiştir: “Allah Mâriye’ye çocuk bahşederek onu mükâfatlandırdı. Biz ise bundan mahrum kaldık.”( 32) O, bu özlemi hep yaşamış, ara ara Efendimiz’e de ( sas) söylemiştir. Yüce Allah, Âişe annemize doğuracağı bir evlad nasib etmemiştir. Fakat Yüce Allah, onu Efendimiz’e ( sas), eş kılarak kıyamete kadar gelecek olan Ümmet-i Muhammed’i evlad etmiştir. Evlad özlemi çeken hanımlar, sabır ve dua ile Allah’tan yardım istemeye devam etsinler; akıllarından Âişe annemizi çıkarmadan.

      Âişe validemiz, Miladi 678 yılında, 74 yaşında Medine’de vefat etmiştir.

      Hafsa bint Ömer
      Hafsa bint Ömer. İsminin anlamı; “toplama ve biriktirme” demektir. Kendisine “binti Ebihâ/Babasının Kızı” derlerdi. Aynı babası Hazreti Ömer ( ra) gibi sert mizaclı olduğu için bu isim ile anılmıştır. Miladi, 604 yılında dünyaya gelmiştir.

      Hafsa validemiz, ilk evliliğini Huneys b. Huzafe ile yapmıştır. Hazreti Huneys ( ra), Bedir savaşın da şehit olunca, kendisi dul kalmıştır. Bu olaydan sonra Efendimiz ( sas) Hafsa validemiz ile evlenmiştir. Efendimiz ( sas) bu tavrıyla savaş sonrası dul ve yetim kalanlara sahiplenilmesini çok istiyor ve bunun için ilk adımı kendisi atarak dul ve yetim olanlara sahip çıkıyordu. Bu vesile ile de Hafsa validemiz de Peygambere eş olma şerefine ermiş oluyordu.

      Hafsa validemiz çok takvalı ve Allah’a karşı ibadetinde çok titiz bir kul idi. Birgün Cebrail ( as) gelerek, Efendimiz’e ( sas) şöyle demiştir: “Hafsa, çok oruç tutan ve namaz kılan bir hanımdır ve cennette de senin eşindir.”( 33)

      Efendimiz’in ( sas), Hafsa validemiz ile yapmış olduğu bu evlilik sert mizaca sahip bir hanımı olan kardeşlerimiz için çok dersler çıkarılacak bir evliliktir. Yüce Allah, tüm kullarını farklı mizaclarda yaratmıştır. Kiminin hanımı çok duygusal, kiminin hanımı ise çok serttir. Hanımının bu tavrından yana sıkıntı yaşayan müslümanlar, bu evliliğe bakarsa, evliliği yürütme adına çok şeyler öğrenecektir.

      Hafsa validemiz, Miladi 665 yılında 64 yaşında iken Medine de vefat etmiştir.

      Zeyneb bint Huzeyme

      Zeyneb bint Huzeyme. İsminin anlamı; “ziynetli ve süslü hanım” demektir. Medine de fakir ve yoksullara çok yardımcı olduğundan dolayı kendisine “Ümmü’l-Mesâkin / Yoksulların Anası” derlerdi. Miladi, 596 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir.

      Zeyneb validemiz, ilk evliliğini Uhud savaşında şehit düşen meşhur sahabi Abdullah b. Cahş ile yapmıştır. Eşi Abdullah şehit olup kendisi de dul kalınca, Efendimiz kendisiyle evlenmiştir. Ancak bu saadetli evlilik çok uzun sürmemiş üç ay sonra( 34)vefat etmiştir.

      Zeyneb validemizi, diğer hanımlardan ayıran en önemli vasıflardan biri hiç şüphesiz Efendimiz’in ( sas) sağlığında vefat etmesidir. Hal böyle olunca o, Efendimiz’in ( sas) sağlığında o zamana kadar( 35)vefat eden ikinci hanımı, ama Efendimiz’in ( sas) cenaze namazını kıldırdığı ilk hanımıdır. Çünkü ilk vefat eden Hatice validemize cenaze namazı( 36)kılınmamıştır.( 37)

      Yeni evlilik yapıp ve daha ilk aylarda eşini kaybedenlerin haberlerini çok okumuşuzdur. Böyle ağır bir imtihanı Efendimiz’de ( sas) yaşamıştır.

      Zeyneb validemiz, Miladi 625 yılında 30 yaşında iken Medine de vefat etmiştir.

      Hind bint Ebî Ümeyye

      Hind bint Ebî Ümeyye.İsminin anlamı; “yüz veya daha fazla deve, kılıç” demektir. Hind isminden daha çok Ümmü Seleme olarak anılırdı. Miladi 596 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir.

      Ümmü Seleme validemizin ilk eşi olan Ebû Seleme ( sas) Uhud savaşının gazisidir. Uhud savaşından kısa bir süre sonra vefat etmiştir. Ümmü Seleme validemiz dört çocuğu ile dul kalınca, Efendimiz ( sas) kendisiyle evlenmiştir.

      Birgün Efendimiz ( sas) Ümmü Seleme validemizin yanındaydı. Hazreti Fatıma oğulları Hasan ve Hüseyin ile geldi. Resûlullah ( sas) onları kucaklayıp: “Ya Rabbi! Bunlar benim Ehl-i Beytimdir. Sen onlardan günahları gider ve onları temizle” buyurdu. Ümmü Seleme annemiz kızı Zeyneb’in elinden tutarak; “Ya biz Ya Resûlallah! Biz Ehl-i Beytten değil miyiz?” diye sordu. Efendimiz ( sas): “İnşallah siz de” buyurdu.( 38 )

      Ümmü Seleme validemiz, Miladi 680 yılında 85 yaşında vefat etmiştir. Ayrıca Efendimiz’in ( sas) hanımları içinde en son vefat eden annemizdir.

      Zeyneb bint Cahş


      Zeyneb bint Cahş. Yumuşak huylu ve yürekten dua eden birisi olduğundan dolayı kendisine “Evvâhe” denilirdi. Bu ismi bizzat Efendimiz ( sas) kendisi vermiştir. Birgün Zeyneb validemizin namaz kıldığını ve Allah’a yalvararak dua ettiğini görünce: “Zeyneb Allah’a çokça yönelip yalvaran bir kadındır” buyurdu. Miladi,588 yılında, Mekke’de dünyaya gelmiştir.

      Zeyneb validemiz, Efendimiz’in ( sas) diğer hanımlarına karşı şu latife ile konuşurdu: “Sizi Peygamber’le aileleriniz evlendirdi. Beni ise yedi kat göklerin üstünden Allah Teala evlendirdi.” Zeyneb validemizin kast etmiş olduğu Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de “…Biz onu ( Zeyneb’i) sana nikahladık…” ( Ahzab, 33/37) ayetiydi.

      Zeyneb validemiz, Zeyd b. Harise ( ra) ile evliydi. Hatta ikisini Efendimiz ( sas) evlendirmişti. Fakat Zeyd, bu evliliği daha fazla sürdüremedi ve hanımı Zeyneb validemizden ayrıldı.

      Yüce Allah, bu evlilik ile Cahiliye adetinde yanlış uygulanan evlat edinme müessesini düzenlemiş oluyordu. Bu düzenlemeyi de elçisi olan Efendimiz ( sas) üzerinden yapıyordu. Çünkü Zeyd b. Harise ( ra), Efendimiz’in ( sas)evlatlığı idi ve Zeyneb validemiz ile evliydi. Cahiliye Araplarında bir kişi evlatlığının hanımı ile evlenemez; fakat babasının hanımı ile yani üvey annesi ile evlenirdi. Allah Teala bu çirkin cahiliye geleneğini, mübarek ayeti ile ortadan kaldırıyordu.

      Âişe validemiz anlatır: “Bir gün Efendimiz ( sas) bizlere ( hanımlarına) şöyle buyurdu: “Bana en erken kavuşacak olanınız kolu en uzun olandır.” Biz Peygamber hanımları hangimizinkolu daha uzun diye birbirimizin kollarını ölçerdik. Zeyneb bint

      Cahş vefat edene kadar bunu yaptık. Zeyneb kısa boylu bir kadındı, eli uzunumuz değildi. O zaman anladık ki, Resulullah ( sas) eli uzun ile “en çok sadaka vereni” kastetmiş.( 39)

      Zeyneb validemiz vefat edince, Âişe validemiz onun hakkında şöyle demiştir: “Geride bu kadar çok yetim ve kalbi kırık dullar bırakarak giden başka bir kadın yoktur.”( 40)

      Miladi, 641 yılında 53 yaşında Medine de vefat etmiştir.

      Cüveyriye bint Hâris

      Cüveyriye bint Hâris. İsminin anlamı; “küçük ve güzel kız” demektir. Miladi, 605 yılında Müreysi’de dünyaya gelmiştir.

      Cüveyriye validemiz, Mustalıkoğulları kabilesindendir. Mensup olduğu kabile İslam’a düşman bir kabile idi. Bu düşman-lıkları neticesinde Mustalıkoğulları, Müslümanlara ani bir saldırı hazırlığı içerisindeydiler. Bunu haber alan Efendimiz ( sas) onların üzerine bir sefer düzenledi. Yapılan savaş neticesinde Mustalıko-ğulları mağlub oldu. Cüveyriye validemiz ve ailesi esir oldular. Ay-rıca Cüveyriye validemizin babası Hâris, kabile reisiydi.

      Efendimiz ( sas), Cüveyriye validemizi ve ailesini serbest bı-raktı. Daha sonra kendisine evlilik teklifinde bulundu. Yapılan bu evlilik teklifden Cüveyriye validemiz ve ailesi çok memnun oldu-lar; teklifi kabul edip, Efendimiz ( sas) ile evlenerek Peygamber ha-nımlarından biri oldu.

      Bu evlilik sonucunda ne oldu dersiniz? Yapılan bu evlilik ile, Cüveyriye validemizin babası Hâris iman etti. Hâris’in bu imanı ile tüm Mustalıkoğulları da iman ettiler. Yüzlerce insan İslam ile şereflenmiştir. İşte “Neden Peygamber Çok Evlendi” sorusunun cevaplarından biri de bu hadisedir. Ülkemize çok sayıda turist gel-mektedir. Bu gelen turistlerden bazılarının ülkemizde bir evlilik yaptığını ve yapılan bu evliliğin neticesinde de, evlendiği eşinin dinine girerek müslüman olduğunu çok duymuşuzdur. Peki! Hiç, eşi ile birlikte, eşinin ailesi ve akrabalarının da İslam dinine girdi-ğini duyduk mu? Duymamışızdır. Halbuki, Efendimiz’in ( sas) bu evliliği ile bir kabile iman ediyordu.

      Yabancı bir hanım ile evlenen müslümanlar, eğer gerçek duy-gular ile evlenmiş ise, hanımının iman etmesini dert ediniyordur. Aynı şekilde hanımının ailesinin de iman etmesini dert edinmesi gerektiğini, Efendimiz’in ( sas) mübarek hayatından öğrenmiş bu-lunmaktayız. Her müslüman“Elhamdülillah Müslümanım” de-menin hakkını vermelidir.

      Miladi 670 yılında Cüveyriye validemiz, 69 yaşında Medine de vefat etmiştir.

      Remle bint Ebî Süfyan

      Remle bint Ebî Süfyan. İsminin anlamı; “çölde bulunan kum tanesi” demektir. Remle isminden daha çok Ümmü Habibe ismi ile anılıp, bilinir. Babası uzun yıllar İslam’a düşman olan Ebû Süfyan b. Harb’tır. Miladi 593 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir.

      Ümmü Habibe validemiz Ubeydullah b. Cahş ile evliydi. Mekke’de yapılan zulm ve işkence neticesinde Habeşistan’a hicret edenlerin arasında Ubeydullah ve hanımı Ümmü Habibe validemizde vardır. Fakat Ubeydullah, daha sonra İslam’ı terk edip, Hristiyanlığa geçmiş ve bunun akabinde de orada bu hal üzere ölmüştür. Ümmü Habibe validemiz dul kalmış ve Mekke’den ayrılmıştır. Müslüman olduğu için geri dönemiyordu. Çok zor bir durumda idi. Bunu haber alan Efendimiz kendisine evlilik teklifinde bulunup onu bu zor durumdan kurtarıyordu. Bir diğer evlilik amacı ise, Babası Ebû Süfyan’ı İslam’a kazandırmak idi. Çünkü Ebû Süfyan Mekke’nin ileri gelenlerindendi, onun imanı ile Mekke’de çoğu insan iman ederdi.

      Ebû Süfyan, Efendimiz’in ( sas) kızı Ümmü Habibe’ye evlilik teklifinihaberalınca( İslam’aveEfendimiz’e( sas)düşmanolmasına rağmen) şöyle diyecekti: “O ( sas) reddedilemeyecek bir erkektir.”( 41) Bu evlilik üzerine Mümtehine Süresinin 7. ayeti inmiştir:

      “Olur ki Allah sizinle düşmanlarınız arasında bir dostluk meydana getirir. Allah gücü yetendir. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”

      Bu evililik, Efendimiz’in ( sas) nasıl bir ahlak sahibi olduğunun en büyük delillerindendir. Efendim! ( sas) Sana ümmet olmak bize şereftir. Miladi 664 yılında Ümmü Habibe validemiz, 72 yaşında Medine’de vefat etmiştir.

      Safiyye bint Huyey

      Safiyye bint Huyey. İsminin anlamı; “saf, temiz, halis ve katıksız” demektir. Miladi 610 yılında Hayber’de dünyaya gelmiştir. Hayber Yahudilerinin reisi olan, Huyey b. Ahtab’ın kızıdır.

      Safiyye validemiz Hayber savaşı sonucunda esir olur. Efendimiz ( sas) evlilik teklifinde bulunarak kendisini esaretten kurtarır. Bu şekilde Yahudi bir hanımla evlenerek hem Safiyye validemizin imanına vesile olur hem de İslam’a düşman olan Yahudilerle iman ederler ümidiyle onlarla yakınlaşmış olur.

      Enes b. Malik ( sas) anlatıyor: “Allah Resulü kendi bineğinin yanında durarak dizini koyuyor, Safiyye’de ayağını O’nun dizine koyarak deveye biniyordu.”( 42)Bu rivayet ile, hanıma ev işinde yardımcı olmanın “kılıbıklık” olmadığını, İnsanlığın en hayırlısından öğrenmiş oluyoruz.

      Miladi 670 yılında Safiyye validemiz, 61 yaşında Medine’de vefat etmiştir.

      Meymûne bint Hâris

      Meymûne bint Hâris. İsminin anlamı; “bereketli ve kutlu” demektir. Miladi 594 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir.

      Meymûne validemiz dul bir hanımdı ve Mekke’nin soylu bir ailesine mensuptu. Kendisine evlilik teklifinde bulundu. Bu teklifi kabul eden Meymûne validemiz ile Efendimiz ( sas) Mekke’de nikahlandı. Efendimiz ( sas) bu düğünü Mekkeliler ile arasındaki soğuklukları gidermek için bir vesile olarak kullanmak istedi ve tüm Mekkelileri düğüne davet etti. Onlara bu düğün yemeği ile İslam’ı tebliğ etmeyi arzulamıştır.

      Âişe validemiz onun hakkında şöyle demiştir: “Meymûne bizim en müttakimiz ve akrabalık bağını en fazla gözetenimizdi.”( 43)

      Meymûne validemiz, vefat edeceği sırada, yanındakilere kendisini Mekke’de Serif denen yere defnetmelerini istedi. Çünkü orası Efendimiz ( sas) ile evlendiği mekandı. Miladi 629 yılında 82 yaşında Mekke’de vefat etti.

      Reyhâne bint Zeyd

      Reyhâne bint Zeyd. İsminin anlamı; “çiçek bahçesi, fesleğen çiçeği ve rızık” demektir. Yahudi kabilesi olan Nadiroğullarındandır. Miladi, 608 yılında Medine’de dünyaya gelmiştir.

      Kurayzaoğulları ile yapılan savaşın sonrasında esir olarak alınmıştı. Efendimiz ( sas) Reyhâne validemize gelerek İslam’ı tebliğ etmişti. Ama Reyhâne validemiz bunu kabul etmeyerek Yahudilik dininde kalacağını beyan etmiştir. Bunun üzerine Efendimiz ( sas) hiçbir baskı yapmadan onu, Ümmü Münzir isimli hanım sahabinin evine göndermiştir. İslam’ı ve Müslümanları daha yakından tanıma fırsatı bulan Reyhâne validemiz İslam’ı kabul etmiştir. Bunu haber alan Efendimiz ( sas) Reyhâne validemize evlilik teklifinde bulunmuştur. Bu teklifi kabul eden annemiz, Peygamber hanımlarından bir hanım olma şerefine nail olmuştur.

      Miladi 632 yılında Reyhâne validemiz, 24 yaşında Medine de vefat etmiştir.

      Mâriye bint Şem’ûn el-Kıbtiyye

      Mâriye bint Şem’ûn el-Kıbtiyye . İsminin anlamı; “Allah’a adanmış, dindar hanım” demektir. Miladi 608 yılında Mısır’da dünyaya gelmiştir. İslam’dan önce Hıristiyanık dinine mensuptu.

      Efendimiz’in ( sas) Hatice validemizden sonra çocuk sahibi olduğu ikinci hanımı Mâriye validemizdir. Âişe validemiz bu konu hakkında şöyle söylemektedir: “Allah Mâriye’ye çocuk bahşederek onu mükafatlandırdı. Biz ise bundan mahrum kaldık.”( 44)

      Efendimiz’in ( sas) en küçük çocuğu olan İbrahim, Mâriye validemizden dünyaya gelmiştir.

      Efendimiz ( sas) eski bir Hıristiyan olan Mâriye validemiz ile evlenerek, bu dine mensup olanları daha yakından tanımış oluyordu. Bu da İslam’ı her kesime ulaştırma anlamında çok büyük imkan sağlıyordu.

      Miladi 637 yılında Mâriye validemiz, 29 yaşında Medine’de vefat etmiştir.


      Çocukları

      Kâsım bin Muhammed


      Kâsım bin Muhammed. İsminin anlamı;”ayıran, bölen ve taksim edem” demektir. Efendimiz’in ( sas) ilk doğan çocuğudur. Miladi 598 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir.

      Efendimiz ( sas) oğlu Kâsım’ın dünyaya gelmesi ile, Ebû’l-Kâsım künyesini almış ve bu isim ile anılmıştır.

      Kâsım, vefat ettiğinde halen süt emmeye devam ediyordu. Onun vefatının ardından Hatice validemiz büyük bir hüzün ile Efendimiz’e ( sas): “Kâsım’ın sütü yarım kaldı” demişti. Efendimiz ( sas) ise; “O, sütünü cennette tamamlayacaktır” diyerek, hanımı Hatice’nin yüreğindeki acıya adeta derman olmuştu.( 45)

      Evlad acısı yaşayan anne ve baba, Efendimiz’in ( sas) mübarek hayatını okuduğunda, adeta Efendimiz ( sas) ile dertleşip hemhal olurlar.

      Kâsım, henüz 2 yaşında iken vefat etmiştir.

      Zeyneb bint Muhammed

      Zeyneb bint Muhammed. Efendimiz’in ( sas) 2. çocuğu ve ilk kızıdır. Miladi, 600 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir.

      Efendimiz’in ( sas) büyük kızı olan Hazreti Zeyneb, babası ile beraber İslam yolunda nice sıkıntılar yaşamış, hiçbir zaman bıkkınlık göstermemiştir. Efendimiz ( sas) birgün kızı hakkında şöyle diyecektir: “Bu benim en hayırlı kızımdır. Benim uğrumda nice sıkıntılar çekmiştir.”( 46)

      Hazreti Zeyneb ( ra), teyzesinin oğlu ve Mekke’de Efendimiz ( sas) gibi “el-Emin” olarak bilinen Ebû’l-Âs b. Rebî ile İslam’dan önce evlenmiştir. İslam’ın gelmesi ile birlikte, eşi Ebû’l- Âs geç olsa da iman etmiştir. Bu evlilikten Ali isimli bir oğlu ve Ümame isimli kızı olmuştur.

      Hazreti Zeyneb ( ra), hamile iken, Mekke’li müşriklerin bir saldırısı neticesinde devesinden düşmüş ve karnında ki çocuğun düşük yapmasına neden olmuşlardır. Bu kanama neticesinde daha 30 yaşında iken Medine’de vefat etmiştir.

      Efendimiz’in ( sas) hayatının anlatıldığı kaynaklara baktığınızda, “İlk İman Edenler” bölümünde Efendimiz’in ( sas) kızları anlatılmaz. Çünkü onlar babaları ne yapıyorsa anında büyük bir teslimiyet ile babalarının izinden gidiyorlardı. Evladlarından neyi istemişse O’nun ( sas) hayatında vardı. Hayatında yapmış olduklarını evladlarında istemişti.

      Efendimiz’in ( sas) hayatında anneler ve babalar için çok dersler vardır. Bilhassa kız babaları için.

      Rukiyye bint Muhammed

      Rukiyye bint Muhammed. İsminin anlamı; “rukû eden, büyüleyen ve etkileyen” demektir. Efendimiz’in ( sas) 3. çocuğu ve ikinci kızıdır. Miladi, 602 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir.

      Hazreti Rukiyye ( ra), Cennetle müjdelenen sahabi Hazreti Osman ile evlenmiştir. Bu evlilikten Abdullah isimli çocuğu olmuştur.

      Hazreti Osman ( ra), hanımı Hazreti Rukiyye ( ra) ile birlikte Habeşistan’a hicret etmeye karar vermiştir. Efendimiz ( sas) bu kutlu aileyi Habeşistan’a yolcu ederken şöyle diyecekti: “Selam olsun Osman’a ve ehline! Allah onlara büyük bir nimet bağışladı. Zira Osman Hazreti Lut’tan sonra ailesi ile hicret eden ilk kimsedir.”( 47)

      Bedir savaşı dönüşünde Hazreti Rukiyye ( ra), 23 yaşında vefat etmiştir. Çok kısa olan dünya hayatını İslam yolunda harcamıştır.

      Daha gençliğinin baharında olan kızını kaybeden Peygamber; evlad acısı çeken anne ve babalara sabır örneği oluyordu. O ( sas) evlad acısına sabrederek, ümmetine yol gösteriyordu.

      Ümmü Gülsüm bint Muhammed

      Ümmü Gülsüm bint Muhammed. İsminin anlamı; “yuvarlak dolgun yüzlü” demektir. Efendimiz’in ( sas) 4. çocuğu ve 3. kızıdır. Miladi, 603 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir.

      Ablası Hazreti Rukiyye ( ra) vefat ettikten sonra Efendimiz ( sas) onu Hazreti Osman ile evlendirmiştir. Bu evlilikten sonra Hazreti Osman’a ( ra) Efendimiz’e ( sas) iki kez damad olmasından dolayı “Zinnureyn” ( iki nur sahibi) denilmiştir. Hazreti Ümmü Gülsüm’ün ( ra) bu evlilikten çocuğu olmamıştır.

      Hazreti Ümmü Gülsüm ( ra) çok genç yaşında vefat etmiştir. Kendi elleri ile mübarek kızını toprağa defn etmiştir. Bu esnada ablasına ağlayan Hazreti Fatıma’nın ( ra) yanına gelerek bu sefer kızını toprağa indirdiği mübarek elleriyle kızının gözyaşlarını siliyordu.( 48 )Kaç baba vardır ki Efendimiz ( sas) gibi bu denli evlat acısı yaşamıştır.

      Hazreti Ümmü Gülsüm 27 yaşında vefat etmiştir.

      Fatıma bint Muhammed

      Fatıma bint Muhammed. İsminin anlamı; “sütten kesilen bebek” demektir. Efendimiz’in ( sas) 5. çocuğu ve en küçük kızıdır. Miladi, 605 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir.

      Efendimiz’in ( sas) çocukları arasında Hazreti Fatıma’nın ( ra) yeri çok farklıdır. Çünkü Efendimiz ( sas) ile en uzun zaman birlikte olan ve O’nun ( sas) ) vefatından sonra kutlu neslini devam ettiren evladıdır. Ayrıca Hazreti Ali’nin ( ra) de hanımı olması, hayatı hakkında en ince ayrıntısına kadar bilgi sahibi olmamızı sağlamıştır. Onu burda anlatmaya sayfalar yetersiz kalır.

      Hazreti Fatıma ( ra), Hazreti Ali ( ra) ile evlenmiştir. Bu evlilikten 3’ü erkek, 2’si kız olmak üzere 5 çocuğu olmuştur. İsimleri ise; Hasan, Hüseyin, Muhassin, Zeyneb ve Ümmü Gülsüm. Kızlarının isimlerini, çok sevip özlediği ablalarının ismini vermiştir. Erkek çocuklarının isimlerini ise Efendimiz ( sas) vermiştir.

      Hazreti Fatıma’ya ( ra) Ümmü Ebîhâ ( Babasının annesi) derlerdi. Çünkü kendisine bu ismi Efendimiz ( sas) vermiştir.

      Âişe validemiz anlatıyor: “Sesi ve konuşma şekli Resulullah’a Fatıma kadar benzeyeni görmedim. Fatıma, Resulullah’ın huzuruna girdiğinde ayağa kalkar, onu öper, “Hoş geldin!” der ve elinden tutup kendi oturduğu yere oturturdu. Resulullah da ( sas) Fatıma’nın yanına girince o, ayağa kalkar, onu öper ve elinden tutardı.”( 49)

      Efendimiz ( sas) kızı hakkında şöyle demiştir. “Fatıma benden bir parçadır. Onu sevindiren beni sevindirmiş,onu üzen beni üzmüş olur.”( 50)

      Bir gün Hazreti Ali ( ra) ile Fatıma validemiz aralarında tartışmışlar. Her nasıl olmuşsa Efendimiz ( sas) de bundan haberdar olmuş. Olayı bize aktaran sahabî diyor ki: “Yüzünde derin bir üzüntü olduğu halde Efendimiz ( sas), Ehl-i Beyt’in hanesine girdi.” Evin içinde olan olayı Hazreti Ali ( ra) anlatıyor: “Efendimiz ( sas) içeriye girdi; Fatıma’yı sağına, beni soluna oturttu. Önce Fatıma’nın elini tuttu göğsünün üzerine koydu. Sonra benim elimi tuttu; Fatıma’nın elinin üzerine koydu. Bizi öylece barıştırdı. Güldük, konuştuk, sohbet ettik. Efendimiz ( sas) çok mutlu bir şekilde evden çıktı.” Sahabe diyor ki: “Eve girerken çok üzüntülü idi, çıkarken O’nun ( sas) güldüğünü gördük ve merakla sorduk: ‘Ya Resûlallah! Eve girerken çok üzgündünüz ama şimdi çok sevinçlisiniz? Ne oldu? Bu halinizi bize anlatır mısınız?’ Efendimiz ( sas) dedi ki: ‘En çok sevdiğim iki insanı barıştırdım. Ben sevinmeyeyim de ne yapayım? Sevdiğim iki kişinin arasını bulunca, beni sevinmekten hangi şey alıkoyabilir ki?’”

      Efendimiz’in ( sas) vefatı ile gülmeyi unutan Hazreti Fatıma ( ra); bu kedere daha fazla dayanamayıp 6 ay sonra kendiside 27 yaşında vefat etmiştir.

      İbrahim bin Muhammed


      İbrahim bin Muhammed. İsminin anlamı; “rahmet ve merhametin babası” demektir. Efendimiz’in ( sas) 7. çocuğu ve en küçük çocuğudur. Miladi, 630 yılında Medine’de dünyaya gelmiştir.

      Hazreti İbrahim ( ra), dünyaya geldiğinde Efendimiz ( sas) çok mutlu olmuş ve şöyle demiştir: “Bu gece bir oğlum oldu, ona Atam İbrahim’in adını verdim” demiştir.( 51)“Atam İbrahim”den kastı, Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen ve evladını Allah’a kurban etmek isteyen Hazreti İbrahim’dir. Efendimiz ( sas) Hazreti İbrahim’in ( ra) soyundan gelmiştir.

      Efendimiz’in ( sas) oğlu İbrahim son anlarını yaşarken, onu kucağına almış, bağrına basmış ve öpmüştü. İbrahim babasının kollarında henüz 1,5 yaşında iken vefat etmiştir. Efendimiz ( sas) o anda gözyaşlarına boğulmuş ve mübarek dudaklarından şu duygu dolu sözler dökülmüştür:

      “Gönül mahzun olur, gözlerden yaş boşanır. Ama bu lisandan Allah’ın razı olmadığı bir tek söz çıkmaz. Ey İbrahim! Senin firakına/ayrılığına çok üzgünüz.”( 52)

      Abdullah bin Muhammed

      Abdullah bin Muhammed. İsminin anlamı; “Allah’ın kulu” demektir. Efendimiz’in ( sas) 6. çocuğu ve 2. oğludur. Miladi, 612 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir.

      Abdullah ismi Efendimiz’in ( sas)en çok sevdiği isimlerden bi-ridir. Ayrıca babasının ismini de evladına vermiştir.

      Hazreti Abdullah ( ra), çok küçük yaşta henüz 6 aylık iken vefat etmiştir. Mekke’li müşrikler bunu fırsat bilerek Efendimiz’e ( sas) “ebter” ( soyu kesik) deyip alay etmişlerdir. Bunun üzerine Yüce Allah Kevser Sûresini indirmiştir. Kevser Sûresi Meâli

      1- Biz sana kevseri verdik.

      2- Öyleyse Rabb’in için namaz kıl ve kurban kes.

      3- Doğrusu asıl soyu kesik olan sana kin duyandır.

      Bir kul başına gelen bela ve müsibetlere sabrederse, onun yar-dımcısı Allah olur. Kur’an ferman olur. Dikkat ettiyseniz, Yüce Al-lah, Efendimiz’i ( sas) teselli ederken, namaz kılmasını ve kurban kesmesini emrediyor. Yani Yüce Rabbimiz bizden kederli anları-mızda namaz kılıp, ibadet etmemizi istiyor.

      Torunları


      Ali bin Ebî’l-Âs

      Ali bin Ebî’l-Âs. İsminin anlamı; “yüce, ulu, şerefli” demektir. Efendimiz’in ( sas) kızı Zeyneb’ten olan torunudur. Miladi, 615 veya 616 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir.

      Mekke’nin fethi konuşulduğunda değinmeyi unuttuğumuz bir hadise vardır. O da şu ki: Efendimiz ( sas) Mekke’yi fethetmek için on bin kişilik bir ordu ile zorla çıkarıldığı yurduna girerken devesinin önünde yaşı onaltı olan bir delikanlı oturuyordu. Bu büyük bir şeref idi. Herkes bu şerefe eren delikanlının kim olduğunu birbirine soruyordu. O delikanlı Efendimiz’in ( sas) torunu Ali’den ( ra) başkası değildi.( 53)

      Efendimiz’in ( sas) torunu Hazreti Ali ( ra), 17 yaşında vefat etmiştir.

      Ümame bint Ebî’l-Âs

      Ümame bint Ebî’l-Âs. İsminin anlamı; “annecik, küçük anne” demektir. Efendimiz’in ( sas) kızı Zeyneb’ten ( ra) olan torunudur. Miladi, 617 veya 618 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir.

      Efendimiz ( sas) namaz kılarken henüz daha çocuk olan Hazreti Ümame( ra) gelir, dedesinin omuzlarına çıkar; Efendimiz ( sas) ise öylece namaza devam eder, rukü ve secde yapacağı sırada onu indirir, kalkacağı zaman ise yine omuzlarına alarak ayağa kalkardı. İşte Hazreti Ümame ( ra) böyle bir şerefe nail olmuş biriydi. Burada almamız gereken bir ders vardır. Şöyle ki, yaşlılarımız torunlarının yanında namazlarını rahat kılsınlar diye namaz kılmazlar; halbuki torunlarının yanında namaz kılsalar daha iyi yapmış olurlar. Çünkü çocuklar çevresindeki yakınlarını ne kadar çok namaz kılarken görürlerse o denli namaza ısınırlar.

      Âişe validemiz anlatır: “Habeşistan’dan Efendimiz’e ( sas) bir miktar hediyeler gönderilmişti. O hediyeler içerisinde çok güzel bir kolyeyi bize bakmamız için verdi. Biz hayran hayran o kolyeye bakarken, hepimiz; ‘Keşke, Efendimiz ( sas) bunu bana verse’ diye içimizden geçiriyorduk. O anda Efendimiz ( sas) buyurdular ki:

      “Bu kolyeyi yakınlarım içerisinde en çok sevdiğim birine vereceğim.” Hepimiz merakla kolyenin kime gideceğini beklerken,Efendimiz ( sas) dışarıda oynayan Ümame’yi ( ra) çağırdı ve kolyeyi onun boynuna astı.”( 54) Hazreti Ümame ( sas), 50 yaşında Irak’ta vefat etmiştir.

      Abdullah bin Osman

      Abdullah bin Osman. Efendimiz’in ( sas) kızı Rukiyye’den ( ra) olan torunu ve Hazreti Osman’ın ( ra) oğludur. Miladi, 618 yılında Habeşistan’da dünyaya gelmiştir.

      Hazreti Abdullah ( ra), 6 yaşında iken annesini kaybetmiştir. Efendimiz’in ( sas) torununa olan muhabbeti daha çok artmıştır. Fakat Abdullah ( ra) annesinin vefatından üç sene sonra vefat etmiştir.

      Efendimiz ( sas) gözyaşları içerisinde torunu Abdullah’ı ( ra) kendi elleri ile defnetmiştir.

      Hasan bin Ali

      Hasan bin Ali. İsminin anlamı; “güzel, iyi ve hoş” demektir. İsmini Efendimiz ( sas) koymuştur. Efendimiz’in ( sas) Hazreti Fatıma’dan ( ra) olan torunu ve Hazreti Ali’nin oğludur. Miladi, 625 yılında Medine’de dünyaya gelmiştir.

      Efendimiz ( sas) Hazreti Hasan’ı ( ra) omuzuna alır ve “Allah’ım ben onu seviyorum, sen de onu sev”( 55)derdi. Efendimiz’in ( sas) bir an olsun ( seferler hariç) yanından hiç ayrılmamıştır. Bu yüzden satırlar Hazreti Hasan’ı ( ra) anlatmaya yetmez. İnşallah başka bir vesile ile hayatından genişçe bahsederiz.

      Hazreti Hasan ( ra), 7 yaşında iken Efendimiz ( sas) vefat etmiştir. Kendisi de 44 yaşında Medine’de şehit olmuştur.

      Hazreti Ali ( ra) anlatıyor:

      “Hasan doğduğunda, onun adını ‘Harb’ koymuştum. Resûlullah ( sas) geldi ve ‘Bana oğlumu gösterin, adını ne koydunuz?’ diye sordu. Biz de, adını ‘Harb’ koyduk dedik. Resûlullah ( sas), ‘Hayır, aksine onun adı ‘Hasan’ yani güzel ve adil olacaktır.’ buyurdu...

      Oğlum Hüseyin doğunca bu defa yine adını ‘Harb’ olarak verdim. Resûlullah ( sas) geldi ve ‘Bana oğlumu gösterin, adını ne koydunuz?’ diye sordu. Biz de, ‘Adını ‘Harb’ koyduk’ dedik. Resûlullah ( sas), ‘Bilakis, onun adı ‘Hüseyin’dir’. buyurdu.

      Üçüncü oğlum da dünyaya gelince, onun da adını ‘Harb’ koydum. Ancak Resûlullah ( sas), ‘Bilakis onun adı ‘Muhsin’dir.’ buyurdu. Sonra şöyle buyurdu:

      Ben, onlara Harun Peygamber’in çocuklarının adını verdim…”( 56)

      Bu isimler Arapça kelimelerden oluşur, ancak bölge de isim olarak hiç kullanılmamıştır o güne kadar… İlk kez Efendimiz ( sas) tarafından konulacak ve o günden sonra da en fazla kullanılan isimlerden olacaktı.( 57)

      Hazreti Ali’nin ( ra), Fatıma validemizden sonra sekiz evliliği olmuştur. Bu sekiz evliliğinden 11 erkek, 15 kızı olur. Erkek çocuklarının içerisinde; Muhammed vardır, Cafer vardır, Abdullah vardır, Ebû Bekir vardır, Ömer vardır, Osman vardır, Yahya vardır, Ubeydullah vardır; ama Harb yoktur. Neden Hazreti Ali ( ra) daha sonra Harb ismini koymamıştır? O da Hazreti Ali’nin ( ra) âliliği, yani yüceliğidir; diyor ki: “Efendimiz’in ( sas) sevmediği bir ismi ben de sevmem, onun koymadığı bir ismi ben de koymam!”( 58 )

      Hüseyin bin Ali

      Hüseyin bin Ali. İsminin anlamı; “küçük güzel, iyi ve hoş” demektir. İsmini Efendimiz ( sas) koymuştur. Efendimiz’in ( sas) Hazreti Fatıma’dan ( ra) olan torunu ve Hazreti Ali’nin ( ra) oğludur. Miladi, 626 yılında Medine’de dünyaya gelmiştir.

      Efendimiz ( sas) şöyle buyurmuştur: “Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin’denim. Allah’ı seven, Hüseyin’i sever. Hüseyin benim torunlarımdan biridir.”( 59)

      Efendimiz ( sas) bir gün iki torunu Hasan ile Hüseyin’i güreştirmeye başladı. Daha sonra Efendimiz ( sas) gülerek “Ha gayret Hasan, göreyim seni, yakala Hüseyin’i!” diyerek Hazreti Hasan’a destek olunca, Hazreti Ali: “Ya Resulallah: Sen Hüseyin’i desteklemeli değil miydin? Hasan daha büyüktür” demişti. Bunun üzerine Efendimiz ( sas) “Baksana Cebrail de, Hüseyin’i destekliyor” buyurmuştu.( 60)

      Hazreti Hüseyin ( ra), 6 yaşında iken Efendimiz ( sas) vefat etmiştir. Kendisi de 54 yaşında Kerbela da şehit olmuştur.

      Muhassin bin Ali

      Muhassin bin Ali. İsminin anlamı; “İyilik ve ihsanı çok olan” demektir. Efendimiz’in ( sas) Hazreti Fatıma’dan ( sas) olan torunu ve Hazreti Ali’nin ( ra) oğludur. Miladi, 627 yılında Medine’de dünyaya gelmiştir.

      Muhassin ( ra), doğumunun ardından çok kısa bir süre sonra vefat etmiştir. Bundan dolayı, dedesi Efendimiz ( sas) ile olan bir hatırasını nakledemiyoruz. Ancak şunu biliyoruz ki, ismini Efendimiz ( sas) vermiştir. Allah’ın takdiri ile çok kısa bu dünyada hayat sürmüştür. Onun dedesi ile muhabbeti cennette olacaktır.

      Zeyneb bint Ali

      Zeyneb bint Ali. İsminin anlamı; “Ziynetli ve süslü hanım” demektir. Efendimiz’in ( sas) Hazreti Fatıma’dan ( ra) olan torunu ve Hazreti Ali’nin ( ra) kızıdır. Miladi, 628 yılında Medine’de dünyaya gelmiştir.

      Hazreti Fatıma ( ra), en büyük kızına, en büyük ablasının ismini vermiştir. İkinci kızına ise, diğer ablası Ümmü Gülsüm’ün ismini vermiştir.

      Hazreti Zeyneb ( ra), kardeşi Hazreti Hüseyin’e ( ra) çok benzerdi. Cesareti, vakarı ve sabrı ile nice erkeklere yiğitliği öğretir. Hayatından ders alınacak çok hadise vardır. Fakat şu olayı nakletmemiz Hazreti Zeyneb’in ( ra) ne denli takvalı bir hanım olduğunun isbatıdır. Tam Peygamber torununa yakışır bir hayat yaşamıştır. Nakledeceğimiz hadiseyi yeğeni Seccad’tan dinleyelim:

      “Halam Zeyneb, o gece ( Kerbela gecesini kast ediyor. Kerbela da gözlerinin önünde kardeşi Hüseyin’i ve yeğenlerini şehit ettiler ve daha nice felaketlere şahitlik etmiştir.) seccadesinin üzerinden hiç kalkmadı ve sabaha kadar o hal üzere durdu.”( 61)Aynı dedesi Efendimiz ( sas) gibidir. O’da ( sas) başına bir sıkıntı veya musibet gelince Allah’a secdeye kapanırdı.

      Hazreti Zeyneb ( ra), 57 yaşında Mısır’da vefat etmiştir.

      Ümmü Gülsüm bint Ali

      Ümmü Gülsüm bint Ali. İsminin anlamı; “Yuvarlak dolgun yüzlü” demektir. Efendimiz’in ( sas) Hazreti Fatıma’dan ( ra) olan torunu ve Hazreti Ali’nin ( ra) kızıdır. Miladi, 629 yılında Medine’de dünyaya gelmiştir.

      Hazreti Ümmü Gülsüm ( ra), annesi Hazreti Fatıma’ya ( sas) çok benzerdi dolayısıyla dedesi Efendimiz’e de ( sas) benzerdi. İlmini ise babasından almıştır. Çevresin de ki insanlara ilim öğretmiştir.

      Hazreti Ümmü Gülsüm ( ra), 51 yaşlarında iken vefat etmiştir.

      Damatları

      Ebû’l-Âs bin Rebî

      Ebû’l-Âs bin Rebî. Mekke’de Efendimiz’le ( sas) ile birlikte “el-Emin” lakabı ile anılan ender kişilerden biridir. Efendimiz’in ( sas) kızı Hazreti Zeyneb ( ra) ile evliydi. Mekke’de dünyaya gel-miştir.( 62)

      Ebû’l-Âs ( ra), Hazreti Hatice ( ra) validemizin kız kardeşi Hale’nin oğludur. Çok güvenilir bir tüccar olması ile Mekke’de bilinir ve tanınırdı. Hazreti Zeyneb ( ra) ile Ebû’l-Âs’ın evliliği İslamdan önce gerçekleşmiştir.

      Ebû’l-Âs ( ra), ilk zamanlar müslüman olmamıştır. Ancak iman edip babasıyla İslam yolunda yürüyen hanımına da hiçbir tepki vermemiş; hanımını Mekkelilerin zulmüne karşı korumuştur. Yıllar sonra iman etmesi hem hanımını hem de Efendimiz’i ( sas) çok mutlu etmişti. Çünkü Ebû’l-Âs ( ra) çok dürüst biriydi.

      Ebû’l-Âs ( ra), Miladi 634 yılında Medine’de vefat etmiştir.

      Osman bin Affan

      Osman bin Affan. Kendisine “Zinnureyn” derlerdi. Efendimiz’e ( sas) ard arda iki kez damat olmasından dolayı bu lakab ile anılmıştır. İlk olarak Efendimiz’in ( sas) kızı Hazreti Rukiyye ( ra) ile evlendi. Hazreti Rukiyye’nin ( ra) vefatınan sonra, Efendimiz’in ( sas) diğer kızı Hazreti Ümmü Gülsüm ( ra) ile evlenmiştir. Ayrıca Efendimiz’in ( sas) halası Beyza’nın kızının oğludur. Miladi, 577 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir.

      Hazreti Osman ( ra), ilk iman edenlerdendir. Aşere-i Mübeşşere ( Cennetle Müjdelenen) on kişiden biridir. Allah ve Resulü yolunda yapılacak ne varsa hepsini yapmış bir sahabidir.

      En büyük ahlak sahibi Efendimiz ( sas) onun hakkında şöyle buyurmaktadır: “Osman, kendisinden meleklerin bile hayâ ettiği bir insandır.”( 63)O kadar hayalı ve edepliydi ki, tertemiz olanmelekler bile ondan hayâ ederlerdi.

      Hazreti Osman ( ra), 80 yaşında Kur’an-ı Kerim’in başında şehit olarak vefat etmiştir.

      Ali bin Ebî Talib

      Ali bin Ebî Talib. İsminin anlamı; “Yüce, ulu, şerefli” demektir. Efendimiz’in ( sas) kızı Hazreti Fatıma ( ra) ile evliydi. Ayrıca Efendimiz’in ( sas) amcası Ebû Talib’in oğludur. Miladi, 600 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir.

      Hazreti Ali ( ra), İslam’ın eşşiz sahşiyetlerinden bir şahsiyettir. Böyle bir şahsiyeti kısa satırlarla anlatmak hiç kolay değildir. Büyük bir alim olan Ahmed b. Hanbel, onun hakkında şöyle bir ifade kullanır: “Ali’nin hayatı için nakledilenler o kadar çoktur ki, başka hiçbir sahabi için böyle bir nakil olmamıştır.”( 64)

      Bundan dolayı Hazreti Ali’nin ( ra) hayatını; İnşaallah başka bir konuda genişçe anlatırız.

      Hazreti Ali’nin ( ra) iki büyük şahsiyeti vardır: Komutanlık ve Alimlik…

      Hayber fethinde, Efendimiz ( sas) onun hakkında şöyle demiştir: “Yarın sancağı öyle bir kimseye vereceğim ki; O, Allah’ı ve Resulü’nü sever, Allah ve Resulü de onu sever.”( 65)Nasılbir ilmi olduğuna dair ise şunu söylemiştir: “Ben ilim şehriyim, Ali ise onun kapısıdır.”( 66)

      Hazreti Ali ( ra), Kufe’de camiye giderken, 61 yaşında şehit olmuştur.

      Halaları

      Safiyye b. Abdülmuttalib

      Safiyye b. Abdülmuttalib. Efendimiz’in ( sas) halasıdır. Efendimiz’in ( sas) babası Abdullah ile halası Safiyye ( ra), baba bir kardeştir. Meşhur Sahabi Zübeyr b. Avvam’ın da ( ra) annesidir. Miladi, 567 yılında, Mekke’de dünyaya gelmiştir.

      Hazreti Safiyye ( ra) validemiz aynı kardeşi Hazreti Hamza ( ra) gibidir. Çok cesur ve korkusuz bir hanım sahabidir. Müslümanlar içerisinde hain bir düşmanı öldüren ilk hanımdır. Hendek Gazvesi sırasında kendilerine saldırı hazırlığı içerisinde olan bir Yahudiyi öldürerek böyle bir özelliği kazanmıştır.

      Efendimiz ( sas), Safiyye ( ra) halası ile şakalaşmayı çok severdi. O şakalardan bir tanesi meşhurdur. Birgün Safiyye validemiz Efendimiz’den ( sas) cennete girmek için dua ister. Efendimiz ( sas) ise: “Yaşlılar cennete giremez ki!” diye cevab verir. Safiyye validemiz ( ra) bu cevab karşısında çok üzülür ve ağlamaya başlar. Efendimiz ( sas) bu şakanın hakikatini dile getirir: “Sen Kur’an’ın şu ayetini okumadın mı? ‘Biz o kadınları yeni bir yaratılışla yaratmışız ve onları bakireler yapmışızdır’( 80) Ben yaşlılar cennete giremez derken, yaşlı olarak giremez demek istemiştim.” Bu sözün karşısında Safiyye validemiz çok sevinir ve gülmeye başlar.( 81)

      Hazreti Safiyye ( ra), İslam’ın ilk günlerinde iman ederek daima yeğenin arkasında durmuştur.

      Hazreti Safiyye ( ra), Miladi 640 yılında Medine’de vefat etmiştir.

      Âtike b. Abdülmuttalib

      Âtike b. Abdülmuttalib. İsminin anlamı; “İffetli ve pak kadın” demektir. Efendimiz’in ( sas) halası. Efendimiz’in ( sas) babası Abdullah ile halası Âtike anne-baba bir kardeştir. Mekke’de dünyaya gelmiştir.( 82) Hazreti Âtike ( ra), şair bir kişiliğe sahiptir. Şiirleri ile sürekli yeğenini övmüş ve onun yanında olduğunu belirtmiştir.

      Berre b. Abdülmuttalib

      Berre b. Abdülmuttalib. İsminin anlamı; “Saliha ve hayırlı kadın” demektir. Efendimiz’in ( sas) halası. Efendimiz’in ( sas) babası Abdullah ile halası Berre anne-baba bir kardeştir. Mekke’de dünyaya gelmiştir.( 83) Hazreti Berre ( ra) hayatı hakkında fazlaca bir bilgiye sahip değiliz. Onu Efendimiz’in ( sas) halası olduğunu bilmemiz bile yeterlidir.

      Ümeyme b. Abdülmuttalib


      Ümeyme b. Abdülmuttalib. İsminin anlamı; “Annecik, küçük anne” demektir. Efendimiz’in ( sas) halası. Efendimiz’in ( sas) babası Abdullah ile halası Ümeyme anne-baba bir kardeştir. Mekke’de dünyaya gelmiştir.( 84)

      Hazreti Ümeyme ( ra), Efendimiz’in ( sas) halası olmanın yanında; bir de kızı Hazreti Zeyneb ( ra) validemiz Efendimiz ( sas) ile evliydi. Bir diğer kızı Hamle de Mus’ab b. Umeyr ( ra) ile evliydi. Damadlarından biri Peygamber Efendimiz ( sas) diğer damadı ise İslam’ın yiğitlerinden bir yiğit olan Baş Mücahidlerden ve Uhud’un şehitlerinden Mus’ab b. Umeyr’dir( ra).

      Hazreti Ümeyme ( ra) Uhud savaşında, kardeşi Hazreti Hamza’yı ( ra), oğlu Abdullah b. Cahş’ı ( ra) ve damadı Mus’ab b. Umeyr’i ( ra) kaybetmiştir. Ne büyük bir tevafuk ki bu üç aziz şehitin kabirlerin yan yanadır.

      Beyzâ b. Abdülmuttalib


      Beyzâ b. Abdülmuttalib. İsminin anlamı; “Bembeyaz, günah-sız ve lekesiz” demektir. Efendimiz’in ( sas) halasıdır. Efendimiz’in ( sas) babası Abdullah ile halası Ümeyme anne-baba bir kardeştir. Miladi, 542 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir.

      Hazreti Beyzâ ( ra) kızı Ervâ ( ra), Hazreti Osman’ın ( ra) anne-sidir. Efendimiz’in ( sas) Peygamber olmasından iki yıl sonra vefat etmiştir.

      Kaynaklarımızda Efendimiz’in ( sas) bu halası ile alakalı her-hangi bir hatırasına ne yazık ki rastlayamıyoruz.

      Ervâ b. Abdülmuttalib


      Ervâ b. Abdülmuttalib. İsminin anlamı; “Su içirmek, susuzluğu gidermek” demektir. Efendimiz’in ( sas) halası. Efendimiz’in ( sas) babası Abdullah ile halası Ervâ anne-baba bir kardeştir. Mekke’de dünyaya gelmiştir. ( 85)

      Hazreti Ervâ ( ra), İslam’ın ilk yıllarında oğlu Hazreti Tuleyb’in ( ra) vesilesi ile iman etmiştir. Bir gün Ebû Cehil, Efendimiz’e ( sas) hakaret edince, Hazreti Tuleyb ( ra) dayanamadı ve ona sert bir şekilde vurdu. Bunun üzerine Tuleyb’i ( ra) bağlayıp hapsettiler. Sonra dayısı Ebû Leheb aracı olarak onu kurtardı. Ebû Leheb, kızkardeşi Hazreti Ervâ’ya ( ra) durumu anlatıp oğluna sahip çıkmasını istediği zaman; imanın mutluluğunu yüreğinde hisseden Hazreti Ervâ ( ra) validemiz şöyle diyecekti: “Oğlum Tuleyb’in hayatının en şerefli bölümü, dayısının oğlu Muhammed’i desteklediği günlerdir.”( 86)

      Hazreti Ervâ validemiz ( ra) birgün hastalanır. Onu ziyarete gelenlerden biri Hazreti Osman’dır. Bilindiği gibi Hazret Ervâ ( ra) validemiz, Hazreti Osman’ın ( ra) da annesinin teyzesidir. O sırada Efendimiz’de ( sas) gelir. Bu sırada ne Hazreti Ervâ ( ra) ne de Hazreti Osman ( ra) müslüman olmamıştı. Efendimiz ( sas) halasına İslam’ı tebliğ ederken, bir şekilde de Hazreti Osman’a ( ra) da İslam’ı tebliğ etmiş oluyordu. Bu hasta ziyareti vesilesiyle Efendimiz ( sas), Hazreti Osman ( ra) gibi büyük şahsiyetin gönlüne İslam’ın nurunu yerleştirmiş oluyordu.


      Dayı ve Teyzesi

      Abdüyeğus b. Vehb

      Abdüyeğus b. Vehb. İsminin anlamı; “Aslan’ın kulu” demektir. Efendimiz’in ( sas) Dayısı. Efendimiz’in ( sas) annesi Âmine ile dayısı Abdüyeğus, baba bir kardeştir.

      Abdüyeğus, Efendimiz’i ( sas) peygamberliğinden önce çok severdi. Fakat Peygamberliğinden sonra iman etmemiş aynı Ebû Leheb gibi yeğenine kin duymuştur. Onun bu nefret dolu tavırlarına karşı, Efendimiz ( sas) annesinin hatırası olan dayısına karşı daima hürmetli davranmıştır. Fakat o bir türlü yumuşamamış ve iman etmeden ölüp gitmiştir.

      Abdüyeğus, birgün Efendimiz’i ( sas) ve okuduğu Kur’an ayetlerini alaya alır. Bunun üzerine Cebrail ( as), Abdüyeğus’un boynundan tutup, nerede ise belini kırılacak şekilde büker. Abdüyeğus, feryat edince, rahmet peygamberi dayanamaz: “Dayıcığım! Dayıcığım” der. Bunun üzerine Cebrail ( as) der ki: “Ya Resulallah!Boşuna üzülme! Zira onun seninle hiçbir bağı yoktur.”( 87)Çünkü o kafirdir. Kafir olduğundan dolayı Efendimiz’in ( sas) öz dayısı da olsa asla bir bağı olamazdı. Çünkü o kafirdir. Bu hadise bize Hazreti Nuh Peygamberi hatırlatır. O da iman etmeyen oğlunu tufan da boğulurken görünce şöyle der: “Ey Rabbim! Oğlum benim ehlimdendi senin vaadin de elbette haktır ve gerçektir. Ve sen hakimler hakimisin.” ( Hud Suresi, 11/45) Bunun üzerine Allahaynen şöyle buyurur: “Ey Nuh! O kesinlikle senin ehlin ( âilen)’den değildir. Çünkü o salih olmayan bir amelin sahibidir. Hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben, seni, cahillerden olmaktan sakındırırım.” ( Hud Suresi, 11/46)

      Fürey’a bint Vehb


      Fürey’a bint Vehb. İsminin anlamı; “Küçük ağaç dalı” demektir. Efendimiz’in ( sas) Teyzesi. Efendimiz’in ( sas) annesi Âmine ile teyzesi Fürey’a baba bir kardeştir.

      Efendimiz’in ( sas) tek teyzesi olma şerefini elde etmiş, bahtiyar bir hanımdır. Ne yazık ki hayatı hakkında fazla bilgiye sahip değiliz.

      Bir gün Efendimiz ( sas) teyzesinin elini havaya kaldırmış ve şöyle buyurmuştur: “Her kim peygamberin teyzesini görmek istiyorsa, işte bu hanıma baksın.”( 88 )Bundan sonra Hazreti Fürey’a validemize ( ra) “Haletü’r-Resûl” ( Resûlün teyzesi) denmiştir.

      Câbir b. Abdullah ( ra) şöyle anlatıyor: “Resûlullah’ın ( sas) meclisinde oturuyorduk. Buyurdu ki: “Akrabalık bağını kesenler bugün meclisimizde bizimle birlikte oturmasın.” Bir gençkalktı, aralarında kırgınlık olan teyzesinin yanına gitti, özür diledi, teyzesi de onu affetti. Sonra dönüp meclise geldi.”

      Süt Ailesi

      Hazreti Süveybe


      Süveybe. İsminin anlamı; “Küçük elbise, küçük sevab, iyilik” demektir. Efendimiz’in ( sas) süt annesidir.

      Süveybe validemiz ( ra), Ebû Leheb’in cariyesi idi. Ebû Leheb, Hazreti Süveybe validemiz ( ra), Efendimiz’in ( sas) dünyaya geldiği müjdesini kendisine haber verdiği için onu azad etmiştir. Hazreti Abbas, Ebû Leheb’i rüyasında görmüş ve ona nasıl olduğunu sormuştu. Ebû Leheb: “Halim çok kötüdür. Sadece pazartesi günlerinde parmaklarımdan gelen serinlik ile biraz rahatlarım” der. Hazreti Abbas ( ra): “Neden böyle” der. Ebû Leheb şöyle cevab verir: “Süveybe’nin, Muhammed’in ( sas) doğum müjdesini verince onu azad etmemden dolayıdır.”( 89)

      Ey merhametlilerin en merhmetlisi olan Allah’ım; bizler Muhammed Mustafa’yı ( sas) canımızdan çok seviyoruz. Can ne ki! Anamızdan, babamızdan, eşimizden, evladımızdan ve neyimiz varsa ondan da daha çok seviyoruz. O’nun ( sas) adını duyunca bile yüreğimiz titriyor. Allah’ım! Sen ki, Efendimiz’e ( sas) düşmanlık edene bile böyle merhamette bulundun. Ne olur, O’na ( sas) iman eden biz kullarına da merhamet eyle!..

      Şeyma bint Hâris

      Şeyma bint Hâris. İsminin anlamı; “Bedendeki küçük bir iz” demektir. Asıl ismi ise Cüdame’dir. Efendimiz’in ( sas) süt kardeşidir. Doğum tarihi tespit edilememiştir. Ancak Efendimiz’den ( sas) sekiz-on yaş büyük olduğu tahmin edilmektedir.( 90)

      Efendimiz’in ( sas), çocukluk yıllarının en güzel şahsiyetlerinden olan Şeyma validemiz, Efendimiz’e ( sas) bir abla olarak ona çok iyi bakmıştır. Efendimiz ( sas) hem ilgilenir hem de ona şiir okurdu. Okuduğu şiir şöyleydi:

      “Allah’ım! Kardeşim Muhammed’e Uzun ömürler nasip eyle, Düşmanlarını ve hased edenlerini Mahvı perişan eyle”( 91)

      Şeyma validemiz ( ra) de iman ederek Müslümanlardan olmuştur. Kendisi küçükken Efendimiz’in ( sas) üzerine çok titrerdi. Efendimiz ( sas) yıllarca süt kardeşi Hazreti Şeyma’nın ( ra) kadr-i kıymetini bilmiştir.

      Ebû Seleme b. Abdülesed

      Ebû Seleme b. Abdülesed. Efendimiz’in ( sas) süt kardeşi ve Halası Hazreti Berre’nin ( ra) oğludur. Hazreti Süveybe ( ra) validemizden süt emmiştir.

      Hazreti Ebû Seleme ( ra) İslam’ın ilk yıllarında iman etmiştir. Şehit oluncaya kadar Efendimiz’in ( sas) yanından ayrılmamıştır. Uhud savaşında aldığı yaradan dolayı şehid olmuştur. Efendimiz’in ( sas) kollarında son demlerini yaşamış, vefat ettiğinde açık olan gözlerini Efendimiz ( sas) kapatmış ve onun arkasından gözyaşı dökmüştür.

      Ebû Süfyan b. Hâris

      Ebû Süfyan b. Hâris. Efendimiz’in ( sas) süt kardeşi ve amcası Hâris’in oğludur. Hazreti Halime ( ra) validemizden süt emmiştir.

      Hazreti Ebû Süfyan ( ra), İslam’ın ilk zamanlarında iman etmemiştir. Geç olsa da iman eder ve geçmiş yılları ortaya koyduğu amelle telafi edecektir. Efendimiz ( sas) onun hakkında şöyle buyurmuştur: “Ebû Süfyan benim kardeşimdir. O ailemin hayırlılarındandır. O cennet gençlerindendir.”( 92)

      Efendimiz’in diğer süt kardeşleri ise şunlardır: Hazreti Hamza, Mesrûh ( Hazreti Süveybe’nin oğludur), Abdullah b. Hâris ( Hazreti Halime’nin oğlu) ve Ümeyme bint Hâris ( Hazreti Halime’nin kızıdır). Mesrûh, Abdullah ve Ümeyme’nin hayatı hakkında kaynaklarımızda bir bilgi mevcut değildir. Ne yazık ki hayatları hakkında çok fazla bilgiye sahip değiliz.

      Allah hepsinden razı olsun…

      Halime bint Ebî Züeyb

      Halime bint Züeyb. İsminin anlamı; “Yumuşak huylu, sakin ve müsamahalı” demektir. Efendimiz’in ( sas) süt annesidir. İki yıl boyunca Efendimiz’e ( sas) süt annelik yapmıştır.

      Halime validemiz ( ra), Efendimiz’i ( sas) annesi Hazreti Âmine validemize çok zor teslim etmiştir. O’ndan ( sas) ayrılması kendisine çok ağır gelmiştir. Efendimiz ( sas) yıllarca süt annesini unutmayacak ve ondan her bahsettiğinde “Anneciğim, Anneciğim” diye bahsederdi.

      Halime validemiz ( ra) süt oğlu olan Efendimiz’e iman etmiş ve bu hal üzere vefat etmiştir.

      Akrabalığı Olan Birkaç Sahabi

      Ebû Bekir b. Ebî Kuhâfe

      Ebû Bekir b. Ebî Kuhâfe. Asıl ismi Abdullah’tır. Ebû Bekir künyesi ile anılmıştır. Miladi 573 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir. Efendimiz’in ( sas) kayınbabasıdır. Kızı Âişe validemiz, Efendimiz ( sas) ile evlidir. Fakat konu Ebû Bekir ( ra) olunca sadece kayınbabası deyip geçemiyoruz. Efendimiz’in ( sas) hayatına baktığımızda Ebû Bekir’in ( ra) olmadığı bir hadise göremezsiniz.

      İlk iman edenlerdendir. Hicret’te Efendimiz’in ( sas) yol arkadaşıdır. Sevr mağarasında “iki kişinin ikincisidir.”( 93)İslam’ın ilk halifesidir.

      Efendimiz’e ( sas) namaz kıldırmış, O ( sas) hayatta iken müminlere imamlık yapmıştır.

      Efendimiz ( sas) şöyle buyurmuştur: “Ey Ebû Bekir! Ümmetimden cennete girecek olan ilk kişi hiç şüphe yok ki sensin.”( 94)

      Miladi, 634 yılında Medine’de vefat etmiştir. Ebû Bekir’in ( ra) kabri Mescid-i Nebevi’de Yeşil Kubbe’nin tam altında Efendimiz’in ( sas) mübarek kabrinin yanı başındadır.

      Ömer b. Hattab


      Ömer b. Hattab. Künyesi Farûk’tur. Farûk, “Hak ile batılı birbirinden ayıran” demektir. Bu künyeyi kendisine bizzat Efendimiz ( sas) vermiştir. Miladi, 584 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir. Efendimiz’in ( sas) kayınbabasıdır. Kızı Hafsa validemiz Efendimiz ( sas) ile evlidir. İslam’ın ikinci halifesidir.

      Celal sıfatlı, çabuk sinirlenen ve haşemetli bir görünüme sahip olan Ömer ( ra) hakkında Efendimiz ( sas) şöyle buyurmuştur:

      “Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a ye min ederim ki, Ey Ömer! Şeytan sana bir yolda rastlasa mutlaka yolunu değiştirip, başka bir yola sapar.”( 95)

      Miladi, 644 yılında Medine’de şehit olmuştur. Ömer’in ( ra) kabri Mescid-i Nebevi’de Yeşil Kubbe’nin tam altında Efendimiz’in ( sas) mübarek kabrinin yanında Ebû Bekir’in ( ra) kabrinin yanındadır. Üç aziz dost yan yanadır. Ömer ( ra) şehadetine yakın günlerde hep şöyle dua ediyordu:

      “Ey Allah’ım beni, senin yolunda şehadetle rızıklandır. Peygamber’inin beldesinde canımı al!”( 96) Rabbinden istediği gibiMedine’de şehit olmuştur.

      Mus’ab b. Umeyr

      Mus’ab b. Umeyr. Künyesi Mus’abü’l-Hayr / Hayırlı Mus’ab. Bu künyeyi kendisine bizzat Efendimiz ( sas) vermiştir. Efendimiz’in ( sas) bacanağıdır. Miladi, 585 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir.

      Mus’ab b. Umeyr ( ra), Efendimiz’in ( sas) hanımı Zeyneb b. Cahş ( sas)validemizin kız kardeşi olan Hamne b. Cahş ( ra) ile evli olmasından dolayı Efendimiz’in ( sas) bacanağıdır.

      İslam mücahidlerinin aşık olduğu bu yiğit sahabi, hakkında Efendimiz ( sas) şöyle buyurmuştur: “Dünyayı bütün ahalisiyle değiştirebilen Allah’a hamd olsun. Şu genci görüyor musunuz? O, önceden anne ve babasının en sevgili varlığı idi. Daha sonra Allah ve Resulü’nün sevgisi, anne ve babasının sevgisine galebe çaldı. O da, Allah’ı ve Resulü’nü anne ve babasına tercih etti.”( 97)

      Mus’ab b. Umeyr ( ra) 40 yaşında iken Miladi 625 yılında Uhud savaşında şehit olmuştur. Şehit olduğunda arkasında Zeyneb isimli bir kız evladı bırakmıştır.

      --------------
      Kaynak : resulullah org