İncil, Tevrat ve Zeburda Peygamberimiz

    This site uses cookies. By continuing to browse this site, you are agreeing to our Cookie Policy.

    • İncil, Tevrat ve Zeburda Peygamberimiz



      İncil, Tevrat ve Zeburda Peygamberimiz

      Semavî Kitaplar Hz. Muhammed ( asv)’i Müjdeliyor.

      Hz. Muhammed ( asv):Allah’ın elçisidir.

      Ahir zaman Nebisidir.

      İnsanlara ve cinlere imamdır.

      Hâtemü’l-Enbiya’dır/Peygamberlerin sonuncusudur..

      Ne acayiptir ki, bizler bu sözlerin doğruluğuna semavi kitapları delil yaparken, kitap ehli olan Yahudi ve Hristiyanlar kendi kitaplarından habersiz olarak Hz. Muhammedi ( asv) inkar etmektedirler.

      Bizler burada, İncil’i, Tevrat’ı ve Zebur’u delil yaparak iki kere iki dört eder katiyetinde ispat edeceğiz ki, o semavi kitaplar Hz. Muhammed ( asv)’den haber veriyor ve O’nun geleceğini müjdeliyor.

      Bu bölümü hazırlamaktaki maksadımız; memleketimizde ve diğer İslam memleketlerinde sürdürülen misyonerlik faaliyetlerine bir set çekmek; Müslümanların eline, Hristiyan ve Yahudilere karşı bir delil vermek ve Peygamberimiz ( asm)’ın semavi kitaplarda dahi müjdelendiğini ispat ederek Müslümanların imanının artmasına vesile olmak ve kitap ehli olan Yahudi ve Hristiyanları da artık insaf ile hakkı görmeye çağırıp onları İslama davet etmektir.

      Şimdi Ehl-i kitabın, Hz. Muhammed ( asv)’ın peygamberliğini bildiklerini, hatta O’nu kendi evlatları gibi tanıdıklarını beyan eden Kur’an ayetlerinden bir kısmının kısaca izahına geçiyoruz:

      1. “Kendilerine kitap verdiklerimiz O’nu ( Hz. Muhammed’i) evlatlarını tanıdıkları gibi tanırlar. Hal böyleyken içlerinden bir kısmı bile bile hakkı gizlerler.” ( Bakara, 2/146)

      Bu ayet-i kerime, Peygamberimiz ( asm)’in vasıflarının İncil, Tevrat ve Zebur’da zikredildiğini ve Ehl-i kitabın alimlerinin, öz oğullarını tanıdıkları gibi Resulullah ( asm)’ı tanıdıklarını haber vermektedir.

      Hz. Ömer ( ra), önceleri Yahudi alimi iken Müslüman olarak İslam’la şereflenen Abdullah İbn-i Selam’a bu ayetin manasını sorduğunda İbn-i Selam şöyle cevap vermiştir:

      “Ben Hz. Muhammed’i oğlumdan daha iyi tanıyorum. Çünkü Allah Teâlâ O’nu bize, sıfatlarıyla kitabımız olan Tevrat’ta bildirmiştir. Allah asla yalan söylemez. Amma oğlumun annesi hainlik etmiş olabilir. Kadınların ne yaptığını bilmem, fakat Tevrat’ın haber verdiğinden asla şüphe etmem.”[1]

      2. “Artık sana bu ilim geldikten sonra kim onun hakkında seninle çekişirse, de ki, gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım ve hep beraber dua ve niyaz edelim de Allah’ın lanetini yalancıların üzerine kılalım.” ( Al-i İmran, 3/61)

      Bu ayetin iniş sebebi şu hadisedir; Peygamberimiz ( asm) Necran Hristiyanlarından bir gruba delilleri okuduktan sonra, onlar yine de batıl inançlarında ısrar edince, Efendimiz ( asm) onlara:

      “Şüphesiz Allah, bu delilleri kabul etmediğiniz takdirde sizinle lanetleşerek beddua etmemi istedi.”

      buyurdu. Efendimiz ( asm)’in bu meydan okumasına karşı, Hristiyanlar lanetleşmeden kaçarak cizye vermeyi kabul ettiler.[2] İşte bu olay Peygamberimiz ( asm)’in doğruluğuna iki yönden delildir.

      Efendimiz ( asm) onları, lanetleşme sonunda üzerlerine inecek azap ile korkutmuştur. Eğer Necran Hristiyanları bunu kabul ederek karşılıklı lanetleşmeye kalksalardı ve neticesinde onlara bir azap gelmeseydi, bu, Efendimiz ( asm)’ın kendi yalanını ortaya çıkarması demek olurdu ki, insanların en akıllısı olan Hz. Muhammed ( asv) gibi bir zatın -haşa- kendi yalanını ortaya çıkaracak bir işe teşebbüs etmeyeceği herkesçe bilinen bir gerçektir. Demek, Hz. Muhammed ( asv) azabı indirecek Rabbine son derece güvenmektedir ki, böyle bir meydan okumaya kalkışmıştır. Bu da ancak O’nun Allah’ın Resulü olmasıyla izah edilebilir.
      Necran Hristiyanları bu hadise sonunda lanetleşmekten kaçarak cizye ödemeyi kabul etmişlerdir. Tevrat ve İncili çok iyi bilen bu kişilerin, Efendimiz ( asm) ile lanetleşmeye girişememeleri, ancak ve ancak Hz. Muhammed ( asv)’ın ahir zaman peygamberi olduğunu kati bir şekilde bilmelerindendir. Sırf bir peygamberin lanetini almamak için cizye vermeyi kabul ederek lanetleşmeden kaçmışlardır. Demek, Ehl-i kitap, Peygamberimiz ( asm)’ın risaletini kendi kitaplarından okuyarak öğrenmişlerdi.

      Tefsirini yaptığımız bu iki ayet gibi onlarca Kur’an ayeti haber vermektedir ki, Ehl-i kitap, Peygamberimiz ( asm)’ın risaletini bilmektedir. Ancak bizim bu çalışmamızdaki amacımız; Ehl-i kitabın Efendimiz ( asm)’ın peygamberliğini bildiğini, Kur’an’ın ayetleriyle değil, İncil, Tevrat ve Zebur’un ayetleriyle ispat etmek olduğundan; meselemize delil olan Kur’an ayetlerinin izahına girmeyeceğiz. Yalnız bu konudaki bir kısım Kur’an ayetlerinin sadece mealini naklederek İncilin Efendimiz ( asm)’dan haber veren ayetlerine geçeceğiz.

      “Ey kitap ehli! Niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bildiğiniz halde gerçeği gizliyorsunuz.” ( Al-i İmran, 3/71)

      “Kendilerine kitap verdiklerimiz bilirler ki, O Kur’an hiç şüphesiz Rabbinden hak olarak indirilmiştir.”( En’am, 6/114)

      “Ne zaman ki Yahudilere bildikleri Kur’an geldi, hemen onu inkar ettiler. Allah’ın laneti kafirlerin üzerindedir.”( Bakara, 2/89)

      “Eğer sana indirdiğimizden şüphe içinde isen senden önce kitap okuyanlara sor.”( Yunus, 10/94)

      “Allah tarafından kendilerine, yanlarında bulunan Tevrat’ı tasdik edici bir elçi ( Hz. Muhammed) geldiğinde, kendilerine kitap verilen o kimselerden bir grup sanki bilmiyorlarmış gibi Allah’ın kitabını sırtlarının arkalarına attılar ( terk ettiler).”( Bakara, 2/101)

      “Ey Ehl-i kitap! Gerçeğe şahitlik yaptığınız halde niçin Allah’ın ayetlerini yalanlıyorsunuz?” ( Al-i İmran, 3/70)

      “Bir vakit Meryem oğlu İsa şöyle dedi; Ey İsrailoğulları! Ben size Allah’ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek olan Ahmed adındaki bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim. Fakat O, kendilerine apaçık deliller getirince; ‘Bu apaçık bir büyüdür.’ dediler.”( Saff, 61/6)

      İncil’de Hz. Muhammed ( asv)’in Peygamberliğine Deliller


      Başlığımızda, İncil’i “muharref” olmak ile vasfetmemizin önemli bir sebebi vardır. Muharref, tahrif edilmiş ve değiştirilmiş demektir. Bu makamda göstereceğimiz bütün deliller, tahrif edilmiş ve Peygamber Efendimiz ( asm)’dan bahseden delillerin titiz bir planla yok edilmiş olduğu İncil’den çıkartılmış delillerdir. Bu kadar titiz ve dikkatli tahrif çalışmalarına ve Efendimiz ( asm)’dan haber veren her ayeti kitaplarından çıkarmalarına rağmen, yine de ortada büyük bir yekûn vardır. Acaba tahrif edilmiş İncil’de Efendimiz ( asm)’a bu kadar işaret varsa, Hz. İsa ( as)’a inen İncil’in asılında ne kadar işaret olur, bunu kıyas edelim!

      Hristiyan ve Yahudilerin, kitaplarında yaptıkları tahrifler, bilhassa Efendimiz ( asm)’ın haber verildiği ayetleri kitaplarından çıkarmaları, Kur’an’da şöyle anlatılır:

      “Kitabı elleriyle yazanların vay haline, onlar kitabı elleriyle yazarlar da, o yazdıkları şeyi az bir para karşılığında satmak için ‘Bu Allah’ın katındandır’ derler. Elleriyle yazdıklarından ötürü vay onların haline, yine kazandıklarından ötürü vay onların haline.”( Bakara, 2/79)

      “Ey Kitap ehli! Kitaptan gizlediğinizin birçok bölümünü size açıklayan ve birçoğunu açıklamadan geçiveren elçimiz size geldi! Gerçekten size Allah'tan bir ışık ve apaçık bir kitap geldi.”( Maide, 5/15)

      Kur’an-ı Kerim, Hristiyanların İncil'de açıklanan birçok bilgiyi örtbas ettiğini söylemektedir. Bu bilgilerden bir kısmı, Peygamber Efendimiz ( asm)’ın geleceğine işaret eden İncil’deki ifadelerdir. Bu bölümde Peygamber Efendimiz ( asm)’ın geleceğine işaret eden İncil’deki ifadeleri inceleyeceğiz.

      1. Hz. İsa dedi; “Eğer beni seviyorsanız, emirlerimi tutun. Ben de Rab’den dileyeceğim ve O size başka bir Faraklit verecektir; ta ki, daima sizinle beraber olsun.” ( Yuhanna, Bâb 14, Âyet: 15-16)

      2. Hz. İsa dedi;“Benim adımla Rabbin göndereceği Faraklit size her şeyi öğretecek ve size söylediğim her şeyi hatırınıza getirecektir.” ( Yuhanna, Bâb 14, Âyet: 26)

      3. Hz. İsa dedi; “Faraklit geldiği zaman iman edesiniz diye, gelmeden önce size şimdi söyledim.”( Yuhanna, Bâb 14, Âyet: 29)

      4. Hz. İsa dedi; “Rab’den size göndereceğim Faraklit geldiği zaman, O benim hakkımda tanıklık edecektir...”( Yuhanna, Bâb 15, Âyet: 26)

      5. Hz. İsa dedi; “Ama size gerçeği söylüyorum, benim gitmem sizin için yararlıdır. Çünkü gitmezsem, Faraklit gelmez... Ama gidersem onu size gönderirim.” ( Yuhanna, Bâb 16, Âyet: 7)

      6. Hz. İsa dedi; “...Ama Faraklit gelince sizi tüm gerçeğe yöneltecektir. Çünkü kendiliğinden konuşmayacaktır. Ne işitirse onu söyleyecek ve gelecek şeyleri size bildirecektir.” ( Yuhanna, Bâb 16, Âyet: 13)

      7. Hz. İsa dedi; “...O Faraklit beni yüceltecek, çünkü benimkinden alacak ve size bildirecek.” ( Yuhanna, Bâb 16, Âyet: 14)

      İncil’in yukarıdaki ifadelerinde Hz. İsa ( as) tarafından gelmesi müjdelenen ve “Faraklit” olarak geçen kelimenin aslı; Süryanice’de “Münhamenna“ Yunanca’da “Piriklitos”tur. Bu kelimenin birebir Arapça karşılığı ise “Ahmed”dir.

      İncil ayetlerinde Grekçe Priklitos yani “Ahmed” ifadesi bazı kaynaklarda “Briklitüs” olarak geçmektedir. “Ahmed”, Efendimiz ( asm)’in bir ismi olduğu gibi, Kur’ân-ı Kerim’de de, O’nun İncil’de“Ahmed” olarak geçtiği açıkça ifade edilmektedir. ( bk. Saff, 61/6)

      Hem az önce bahsedilen bütün vasıflar sadece Efendimiz ( asm)’da mevcuttur. O halde İncil’de gelmesi beklenen ve kendisi müjdelenen kişi, Hz. Muhammed ( asv)’dır.

      Ayrıca “Faraklit” kelimesi, İncil tefsirlerinde “hak ve batılı birbirinden ayıracak hakperest zat” olarak izah edilmiştir ki, Hz. İsa ( a.s)’dan sonra gelecek insanları hakka sevk edecek zatın ismidir. Acaba Hz. Muhammed ( asv)’dan daha fazla bu vazifeyi yapmış başka birisi alemde gösterilebilir mi?

      8. Hz. İsa dedi; “Size gerçeği söylüyorum; benim gidişim size faydalıdır. Zira ben gitmezsem, tesellici size gelmez.”( Yuhanna Bab 16, ayet 7)

      Acaba, şu âleme gelen ve insanlara hakiki teselli veren Hz. Muhammed ( asm)’dan başka kim vardır. Evet, O’dur, fani insanları ölümün ebedi idamından kurtarıp hakiki teselli veren.

      9. Hz. İsa dedi; “Artık sizinle konuşmayacağım: Çünkü bu dünyanın reisi geliyor ve bende onun hiçbir şeyi yoktur.”( Yuhanna, Bâb 14, Âyet: 30)

      10. Hz. İsa dedi;“... ve O geldiği zaman günah, salâh ve hüküm için dünyayı ilzâm edecektir.”( Yuhanna, Bâb 16, Âyet: 8 )

      Acaba Hz. İsa ( a.s)’dan sonra, dünyanın reisi olacak ve hak ve batılı ayırıp, Hz. İsa ( as)’ın yerinde insanları irşad edecek, Hz. Muhammed ( asv)’dan başka kim gelmiştir? Ve Ondan başka “Alemin reisi” olma unvanına kim layıktır? Hem Hz. Davud ( as)’dan sonra, Hz. Muhammed ( asv)’dan başka hangi nebi gelmiş ki, doğudan batıya kadar dinini neşretmiş ve memleketleri cizyeye bağlamış ve padişahları kendine secde eder gibi itaat altına almış ve her gün insanlığın beşte biri kendisine dua ve salavat okur olsun? Bunları yapmış tek kişi olarak Hz. Muhammed ( asv)’dan başka kim gösterilebilir? Demek, İncil’de, Hz. İsa ( a.s)’dan sonra geleceği belirtilen “Alemin reisi” tabiri ile kastedilen; Hz. Muhammed ( asv)’dır. Hem “fahr-i alem” yani “alemin kendisiyle övündüğü” unvanı, Efendimiz ( asm)’in en meşhur unvanıdır.

      11.“Yahya'nın tanıklığı şöyle oldu; açıkça konuştu, inkâr etmedi: "Ben Mesih değilim" diye açıkça konuştu. Onlar da kendisine: "Öyleyse sen kimsin? Sen İlyas mısın?" diye sordular: O da "Değilim" dedi. "Sen O Peygamber misin?" dediler. Yahya: "Hayır" diye cevap verdi...” ( Yuhanna Bab 1, Ayet: 20-21)

      Hz. Yahya ( as)'a üç soru sorulmaktadır ve O, bu üç soruya da olumsuz cevap verir:

      a. Sen Mesih misin? Yani İsa mısın?

      b.Sen İlyas mısın?

      c. Sen O Peygamber misin?

      Demek Yuhanna İncili’nin bu cümlesinde üç ayrı peygamberden bahsediliyor. Bunlar Hz. İsa ( as), Hz. İlyas ( as) ve O Peygamber ( asm)'dir!..

      Bu ifadelerden anlaşılmaktadır ki; "O Peygamber" Hz. İsa ( as)'dan farklı bir şahsiyettir. Acaba Allah'tan aldığı sözleri insanlara duyuran, Hz. İsa ( as)'ın çıktığı dönemde hâlâ gelmemiş olan ve Hz. İsa ( as)'dan farklı olan ve “O peygamber” diye işaret edilen peygamber kimdir? Elbette Hz. Muhammed ( asm)’dır. Zira Hz. Muhammed ( asv) dışında Allah'tan aldığı peygamberlik görevini yerine getirip, tarihte önemli bir yer kazanmış ve Hz. İsa ( as)'dan sonra gelmiş ikinci bir insan gösterilemez.

      12.“Yalancı Peygamberlerden sakının. Onlar size koyun postu içinde yaklaşırlar, ama özde yırtıcı kurtlardır… Onları yaşam ürünlerinden tanıyacaksınız. Hiç dikenlerden üzüm, deve dikenlerinden incir toplanır mı? Her iyi ağaç iyi ürün verir. Çürük ağaç ise kötü ürün verir… İyi ağaç kötü ürün vermediği gibi, çürük ağaç da iyi ürün vermez… İyi ürün vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılır… Böylece sahte peygamberleri meyvelerinden tanıyacaksınız.”( İncil-Matta Bab 7, Ayet: 15-20)

      İncil'in hiçbir yerinde Hz. İsa ( as)'dan sonra peygamber gelmeyeceği söylenmez. Buna karşın İncil'de peygamberlik iddiasında olanları tanımada şu kritere verilir:

      "Verilen ürüne bak ve yalancı ile doğru söyleyeni ayırt et..."

      Eğer Hz. İsa ( as)'dan sonra hiç peygamber gelmeyecek olsaydı; Hz. İsa ( as), "Benden sonra peygamber gelmeyecektir, benden sonra kim peygamberlik iddia ederse o yalancıdır." diye çok kestirme bir şekilde bu meseleyi halledebilirdi. Demek, Hz. İsa ( as)'ın, yalancı ve doğru peygamberi ayırt etmek için tavsiye ettiği yöntem, başlı başına Hz. İsa ( as)'dan sonra peygamber geleceğine yeterli bir delildir.

      Hz. İsa ( as) 'dan sonra peygamber gelecek olması da; Hz. Muhammed ( asv)’in peygamberliğine yeterli bir delildir. Çünkü Hz. İsa ( as)'dan sonra gelip de, Allah'a inanan, Allah'a güvenen, Allah'ı seven ve putları terk eden toplulukların oluşması gibi harika bir ürün, sadece ve sadece Peygamberimiz ( asm) ile yollanan din sayesinde elde edilmiştir.

      13. Hz. İsa ( as) Kudüs’e gelir. Her gün dersler vermeye başlar. Fakat ileri gelenler, kahinler ve din bilginleri onu yok etmek isterler. İsa ( as) onlara şu mesajı verir:

      “Eğer bu hakikatlere iman etmezseniz, Allah bunlara inanıp yaşayacak sizden başka bir kavme ihsan edecek…”

      Derslerinden birinde aşağıdaki misali ve ardındaki hakikati halka ve kahinlere şöyle anlatır;

      Bağ Kiracıları Benzetmesi ( Matta Bab 21, Ayet 33-46; Markos Bab 12, Ayet 1-12; Luka Bab 20, Ayet 9-19)

      "Bir benzetme daha dinleyin: Toprak sahibi bir adam, bağ dikti, çevresini çitle çevirdi, üzüm sıkma çukuru kazdı, bir de bekçi kulesi yaptı. Sonra bağı bağcılara kiralayıp yolculuğa çıktı. Bağbozumu yaklaşınca, üründen kendisine düşeni almaları için kölelerini bağcılara yolladı. Bağcılar adamın kölelerini yakaladı, birini dövdü, birini öldürdü, ötekini de taşladı. Bağ sahibi bu kez ilkinden daha çok sayıda köle yolladı. Bağcılar bunlara da aynı şeyi yaptılar. Sonunda bağ sahibi, 'Oğlumu sayarlar.' diyerek bağcılara onu yolladı. Ama bağcılar adamın oğlunu görünce birbirlerine, 'Mirasçı bu; gelin, onu öldürüp mirasına konalım.' dediler. Böylece onu yakaladılar, bağdan atıp öldürdüler. Bu durumda bağın sahibi geldiği zaman bağcılara ne yapacak?..”

      İsa'ya şu karşılığı verdiler:

      "Bu korkunç adamları korkunç bir şekilde yok edecek; bağı da, ürününü kendisine zamanında verecek olan başka bağcılara kiralayacak..."

      İsa onlara şunu sordu:

      "Kutsal Yazılarda şu sözleri hiç okumadınız mı? 'Yapıcıların reddettiği taş, işte köşenin baş taşı oldu. Rabbin işidir bu, gözümüzde harika bir iş!' Bu nedenle size şunu söyleyeyim, Tanrı'nın egemenliği sizden alınacak ve bunun ürünlerini yetiştiren bir ulusa verilecek. Bu taşın üzerine düşen, paramparça olacak; taş da kimin üzerine düşerse, onu ezip toz edecek."( Matta Bab 21, Ayet 43)

      Baş kâhinler ve Ferisiler, İsa ( as)'ın anlattığı benzetmeleri duyunca bunları kendileri için söylediğini anladılar.

      O'nu tutuklamak istedilerse de, halkın tepkisinden korktular. Çünkü halk, O'nu peygamber sayıyordu.”

      "...Bu nedenle size şunu söyleyeyim, Tanrı'nın egemenliği sizden alınacak ve bunun ürünlerini yetiştiren bir ulusa verilecek...”

      İşte bu cümlelerde geçen “taş” şüphesiz Peygamber Efendimiz ( asm) olup, Allah’ın mülkünün verileceği vaat edilenler de İslam ümmetidir… Hristiyan bilginlerinin “taşı” Hz. İsa ( as)’ın kendisine yormağa yeltenmeleri de şu yönlerden boşunadır:

      a. Bu taşla kastedilen zatın -haşa- Allah’ın oğlu olduğunu iddia ettikleri Hz. İsa ( as)’dan başka olacağı, sözün gelişinden kesin olarak anlaşılır.

      b. Onların iddialarına göre Hz. İsa ( as), Yahudilerin ellerinde öldürülmüştür. Bu durumda taşın üstüne düşenlerin parçalanması ve altında kalanların ezilip helak olması nerde kalmış diye sorulmaz mı?

      c. Hz. İsa ( as) Yuhanna İncili Bab12, Ayet 47’de;“Ve bir adam sözlerimi işitip tutmazsa ona ben hükmetmem; çünkü bu dünyaya hükmetmeye gelmedim; ancak dünyayı kurtarmaya geldim...” demiştir. Bu ise “taş” olma vasfına kesin olarak zıttır. Çünkü İncil ayetinin ifadesine göre: taş; kimin üstüne düşerse onu ezip toz edecek ve taşın üstüne düşenler de paramparça olacaktır.

      ç. Zebur’da o taşın baş köşe olmasına şaşıldığı: “...ve o gözlerimizde şaşılacak iştir.” cümlesiyle ifade edilmiştir. Hristiyanların iddia ettiklerine göre; Hz. Davud ( as), Hz. İsa ( as)’ı o kadar sayardı ki onun -hâşâ- Allah olduğuna inanacak dereceye varırdı. Bu halde Hz. İsa ( as)’ın başköşe olmasına şaşmasını gerektirecek ne olabilir? Demek bu, Hz. İsa ( as)’dan başka birisi olmalı ve onun peygamber olması şaşılacak bir şey olmalıdır. Bu ise şudur: İsrailoğullarının Hz. Hacer’den doğmamaları ve bu soydan gelmemeleri sebebiyle İsmailoğullarını kendilerine denk tutmaması ve esasen o zamanlarda İsmail ( as) soyundan hiç bir peygamber gelmemiş olması, oldukça şaşkınlık sebebi olabilir.

      d. Doğruluk ve emniyeti kesin delillerle sabit olan Hz. Peygamberimiz ( asm)’in şu hadisi, o taşın bizzat kendisi olduğunu bildirmiştir:

      “Benimle peygamberlerin temsili bir köşke benzer ki; çok güzel yapılmış, fakat bir tuğlası bırakılmıştır. Köşke bakanlar güzelliğine hayret ediyorlar, ancak bu tuğlanın yerini boş buluyorlar. İşte o köşk benimle tamamlanıyor, peygamberlik benimle sona eriyor.”[1]

      14.İncil’de, geleceği beklenen ve âlemin reisi olarak vasfedilen peygamber hakkında: “Seyf ve asa sahibi” denilmiştir.[2]Seyf; kılıç demektir. Demek gelecek peygamber cihad ile vazifeli olacaktır. Bu durumda Hz. İsa ( a.s) olamaz, zira O cihat ile vazifelendirilmemiş ve cihat etmemiş bir peygamberdir.“Kılıç sahibi” sadece, Hz. Muhammed ( asv) olabilir. Zira Efendimiz ( asm) ve ümmeti cihad ile vazifelidirler. Ayrıca Efendimiz ( asm) asa sahibi idi; asa ile gezerdi.

      15. Yine İncil’de geleceği müjdelenen peygamber hakkında “sahibü-t tac”( tac sahibi) unvanı zikredilir.[3]Bu unvan da Efendimiz ( asm)’a mahsustur. Tac, başa takılan sarık demektir. Eski zamanda, milletler içerisinde, milletçe umumiyet itibariyle sarık saran Arap kavmidir. Demek tac sahibi; Hz. Muhammed ( asv)’a işarettir.

      Sual:Niçin Hz. İsa ( as) diğer peygamberlere kıyasla, Efendimiz ( asm)’dan daha fazla bahsediyor ve Ondan müjde veriyor? Zira başka peygamberler yalnız haber vermekle yetiniyor?

      Cevap:Çünkü Hz. Muhammed ( asv), İsa ( as)’ı, Yahudilerin müthiş iftiralarından, yalanlamalarından ve dinini tahriflerden kurtarmakla beraber, İsa ( as)’ı tanımayan Yahudilerin zor ve meşakkatli şeriatına mukabil, kolay ve Hz. İsa ( as)’ın şeriatını tamamlayacak bir şeriata sahiptir. İşte onun için çok defa “Alemin reisi geliyor” diye müjde vermektedir.

      Tevrat’ta Hz. Muhammed ( asv)’ın Peygamberliğine Deliller

      Kur’an,Yahudilerin, kitapları olan Tevrat’ın kelimelerinin yerlerini ve anlamlarını değiştirmek suretiyle dinlerinde tahrifat yaptıklarını söylemektedir. Bu yüzden Peygamberimiz ( asm) ile ilgili işaretler, Yahudiler tarafından başka anlamlara çekilmek ve değiştirilmek istenmiştir. Kelimelerin anlamını çarpıtarak var olan anlamı bozan Ehl-i kitap; böylece Peygamberimiz ( asm)’e işaret eden izahların anlaşılmasını zorlaştırmışlardır.

      Bu konuya işaret eden Kur’an ayetleri şöyledir:

      “Yahudilerin bir kısmı kelimeleri yerlerinden değiştirirler ve dillerini eğip, bükerek işittik ve karşı geldik derler…”( Nisa, 4/ 46)

      “Onlar yerlerine konulmuş kelimeleri değiştirirler ve "Size bu verilirse alın, verilmezse sakının" derler...”( Maide, 5/41)

      Şimdi Tevrat’ta Peygamber Efendimiz ( asm)’a işaret eden ifadelere geçiyoruz:

      1. Her şeye egemen Efendiniz diyor ki; "Bir kere daha, vakit azdır ve Ben göklerle yeri, denizle karayı sarsacağım… Ve bütün milletleri sarsacağım ve bütün milletlerin Himada'sı gelecek ve bu mabedi şanla, şerefle dolduracağım.” der.( Eski Ahit Haggay 2, ayet 6-7)



      Geleceği müjdelenen ve Tevrat’ın bu bölümünün orijinal metninde geçen “Himada” kelimesi, Arapça'da geçen Muhammed ismiyle aynı köklerden ve Ahmed isminin harfleri olan "Ha, Mim ve Dal" harflerinden oluşmaktadır ve genel olarak aynı anlamları taşımaktadır. Böylece Hz. Muhammed ( asv)'ın ismi veya isminin anlamını veren kelime, ayetin ifadesinde; gelecekte oluşacak görkemli bir olay ile beraber anılmaktadır.

      Acaba Eski Ahit'ten sonra gelen ve Allah'ın varlığını milyarlara yayan Hz. Muhammed ( asv)’in gelişinden daha görkemli ne olabilir! Demek, Tevrat’ın bu ayeti, Peygamberimiz ( asm)’dan ve onun ile meydana gelecek müthiş ve görkemli hadise olan İslam’ın bütün devletleri sarsarak dünyaya galip gelmesinden haber vermektedir.

      2.Eski Ahit, İşaya bölümü 42, adeta Peygamber Efendimiz ( asm)’ı anlatmakta ve O’nun geleceğinden haber vermektedir... İlk önce Eski Ahit’in bu bölümünü okuyalım ve daha sonra Tevrat’ta geçen bu ifadeleri tahlil edelim:

      “İşte kendisine destek olduğum, gönlümün kendisinden razı olduğu seçtiğim kulum. Ruhumu ( yani Cebrail'i)onun üzerine koydum. Milletler için adaleti meydana çıkaracaktır… Bağırıp çağırmayacak. Sokakta sesini yükseltmeyecek… Ezilmiş kamışı kırmayacak ve tüten fitili söndürmeyecek. Adaleti sadakatle ulaştıracak… Yeryüzünde adaleti sağlayana dek cesaretini yitirmeyecek ve kıyı halkları O'nun kanunlarını bekler… Gökleri yaratıp, onları yayan, yeryüzünü ve ürününü seren, Dünya'daki insanlara soluk, orada yaşayanlara ruh veren Efendiniz Allah diyor ki: Ben Efendin, Seni doğrulukla çağırdım. Elinden tutacak, seni koruyacağım, seni halka antlaşma ve uluslara ışık yapacağım… öyle ki kör gözleri açasın, zindandaki tutsakları ve cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın… Ben Efendinim. Adım budur. Onurumu bir başkasına, övgülerimi putlara bırakmayacağım… Bakın önceden bildirdiklerim gerçekleşti. Şimdi de yenilerini bildiriyorum, bunlar ortaya çıkmadan önce size duyuruyorum… Ey denizlere açılanlar ve denizlerdeki her şey, kıyılar ve kıyı halkları! Efendinize yeni bir ilahi söyleyin. Dünya'nın dört bucağından onu ezgilerle övün… çöl ve onun şehirleri, Kedar'ın oturduğu köyler seslerini yükseltsinler. Selada oturanlar terennüm etsinler, dağların doruklarından bağırsınlar…”

      Eski Ahit İşaya bölümü 42'de geçen gelecek ile ilgili bu anlatımlar Peygamberimiz ( asm) ile büyük bir uyum göstermektedir. Hem bu hadiselerin ileride olacağının söylenmesi de çok önemlidir. Demek ki bu müjde Hz. Musa ( as) zamanında ve daha önce açığa çıkmamıştır. Gelecekte vaki olacaktır… Şimdi bu müjdenin Peygamberimiz Hz. Muhammed ( asv) olduğunu, bu ifadeleri birer birer inceleyerek görelim:

      a. “İşte kendisine destek olduğum, gönlümün kendisinden razı olduğu, seçtiğim kulum. Ruhumu ( Cebrail'i) onun üzerine koydum. Milletler için adaleti meydana çıkaracaktır.”( Eski Ahit İşaya 42, Ayet: 1)

      Tevrat’ta geçen bu cümle, her kelimesiyle Peygamberimiz ( asm)’e işaret etmektedir. Zira Allah Ona destek olmuş, ondan razı olmuş ve insanlar üzerine Onu seçmiştir. Ayrıca Cebrail ( as)’ı Ona göndermiş ve milletler içinde adaleti onunla meydana çıkartmıştır. Demek bu ifadede geleceği müjdelenen zatın beş sıfatı da Efendimiz ( asm)’de mevcuttur. Öyleyse Tevrat’ın bu cümlesi her kelimesi ile Efendimiz ( asm)’i müjdelemektedir.

      b. “Bağırıp çağırmayacak. Sokakta sesini yükseltmeyecek. Ezilmiş kamışı kırmayacak ve tüten fitili söndürmeyecek. Adaleti sadakatle ulaştıracaktır...” ( Eski Ahit İşaya 42, Ayet: 2 ve 3)

      Tevrat’ta geçen bu ifadelerde Efendimiz ( asm)’ın güzel ahlakından haber vermektedir. Kur’an ayetleri Efendimiz ( asm)’ın bu vasfını“Muhakkak ki sen üstün bir ahlaka sahipsin.”[1]ifadesiyle beyan buyururken, Tevrat’ta da bu şekilde haber verilmektedir. Demek geleceği müjdelenen Zat, üstün bir ahlakın sahibi olacaktır. Efendimiz ( asm) ise dost ve düşmanın tasdikiyle böyle üstün bir ahlaka sahiptir.

      c. “Yeryüzünde adaleti sağlayana dek cesaretini yitirmeyecek ve kıyı halkları O'nun kanunlarını bekler…” ( Eski Ahit İşaya 42, Ayet: 4)

      Tevrat’ın bu cümlesi de Efendimiz ( asm)’dan haber vermektedir. Zira Efendimiz ( asm) daha hayatta iken yeryüzüne hâkim olmuş ve adaleti sağlamıştır. Ve asla cesaretini kaybetmemiştir. Hatta“Allah seni insanlardan koruyacaktır.”[2]ayeti kerimesi indiğinde, çadırının önünde nöbet bekleyen sahabeleri dahi göndermiş ve onlara; “Artık beni Allah koruyacak, sizin beklemenize gerek yok.” demiştir.[3]Ve yeryüzünde, zulüm ile adeta işkence gören insanlar ve milletler, adaleti sağlayacak bu zatı beklemişlerdir. Demek bu ifade Efendimiz ( asm)’ın cesaretinden, adaleti sağlayacağından ve kıyı halklarının onun kanunlarını beklemelerinden haber vermekle, Efendimiz ( asm)’a işaret etmiş, hatta Efendimiz ( asm)’ı tarif etmiştir.

      ç. "Ben Efendin, seni doğrulukla çağırdım. Elinden tutacak, seni koruyacağım, seni halka antlaşma ve uluslara ışık yapacağım...”( Eski Ahit İşaya 42, Ayet: 6)

      Tevrat’ta, geleceği müjdelenen O zatın, Allah’ın tarafından korunacağından bahsedilmiş ki, Allah’ın Efendimiz ( asm)’ı en zor zamanlarda, hatta kurtulmanın imkânsız olduğu en zor durumlarda koruduğu ve Onu selamete çıkardığı tarihçe malumdur. Hatta hicrette, saklandığı mağarada, müşrikler tarafından yakalanması an meselesi iken ve yanındaki sadık dostu Hz. Ebubekir ( ra), Onun için gözyaşı dökerken, O metanetle sadık dostuna “Korkma, Allah bizim ile beraberdir.”[4]diyerek, bu ilahi korumanın varlığını bildirmiştir. Efendimiz ( asm)’ın hayatının her safhasında bu ilahi koruma görülmektedir. Siyer-i Nebevi’yi iyi bilenler, bu sözümüze şahit olacaklardır.

      Ayrıca Efendimiz ( asm), halkların anlaşmasına vesile olmuştur. Onun ile kan davaları son bulmuş, düşmanlar kardeş olmuştur… Ve yine Efendimiz ( asm) ile uluslar yollarını bulmuş, adeta onlara ışık olmuştur. Demek Tevrat’ta geleceği müjdelenen zatın üç vasfı ki: I. Allah’ın onu koruyacağı, II. Halka anlaşma, III. Uluslara ışık olacağı, Efendimiz ( asm)’ın herkesçe malum olan sıfatlarıdır.

      d.“Öyle ki kör gözleri açasın, zindandaki tutsakları ve cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın…”( Eski Ahit İşaya 42, Ayet: 7)

      Tevrat’ın bu cümlesi de Efendimiz ( asv)’den haber vermektedir. Zira Onunla körelmiş gönül gözleri görmüş ve hasta gönüller iyileşmiştir. Onunla nefsin tutsakları özgür kalmış ve şirkin karanlığında yaşayanlar tevhit ışığına kavuşmuştur.

      e.“Ben Efendinim. Adım budur. Onurumu bir başkasına, övgülerimi putlara bırakmayacağım...” ( Eski Ahit İşaya 42, Ayet: 8 )

      Tevrat’ta geçen bu ifade çok manidardır. Çünkü Allah Teâlâ bu ayetiyle, göndereceğini müjdelediği zatın, putperestliği yok edeceğini haber vermektedir. Peygamberimiz ( asm)’ın da en büyük mücadelesi putperestler ile olmuş ve Mekke’yi fethettiğinde ilk iş olarak Kabe’deki putları kırmıştır.

      Ayrıca Allah Teâlâ bu ayette, “putlara övgüleri bırakmayacağını” bildirmiştir. Efendimiz ( asm) bu vazifeyi de yapmış ve “Elhamdülillah” fermanıyla, bütün övgülerin Allah’a mahsus olduğunu bildirmiştir. O halde geleceği bildirilen O zat, Efendimiz ( asm)’dır. Zira Peygamber Efendimiz ( asm), müjdelenen zatın vazifesini hakkıyla eda etmiştir.

      f. “Çöl ve onun şehirleri, Kedar'ın oturduğu köyler seslerini yükseltsinler. Selada oturanlar terennüm etsinler, dağların doruklarından bağırsınlar.”( Eski Ahit İşaya 42, Ayet: 11)

      Tevrat’ın bu cümlesi de Efendimiz ( asm)’den haber vermektedir. Zira Efendimiz ( asm), Hz. İbrahim ( as)'ın oğlu, İsmail ( as)'ın oğlu Kedar'ın soyundan olan bir toplumun üyesiydi. Demek bu ifade Efendimiz ( asm)’ın soyuna işaret etmektedir.

      Sözün özü;Eski Ahit'ten bu bölümleri Efendimiz ( asm) ile tam bir uygunluk içindedir. Ayrıca Tevrat’ın bu bölümünün devamında, 17. ayette; putperestlerin utandırılmasından bahsedilmesi de ilginçtir. Zira bu utandırma hadisesi de Efendimiz ( asm) ile gerçekleşmiştir. Evet, dikkatli bir incelemeyle Eski Ahit'te daha birçok işaretler bulunabilir. Demek Kur’an'ın söylediklerini embriyolojiden astronomiye, jeolojiden arkeolojiye birçok bilim dalı onayladığı gibi, Eski Ahit'in işaretleri de desteklemektedir.

      3. “Onlar için kardeşleri arasından, senin gibi bir peygamber çıkaracağım ve sözlerimi onun ağzına koyacağım.”( Kitab-ı Mukaddes, Tesniye Bâb18 , Âyet: 18 )

      4. “Gerçek, Mûsa demiştir: “Rab size kardeşleriniz arasından benim gibi bir peygamber çıkaracak, her ne söylerse onu dinleyeceksiniz. Ve bütün peygamberler, İsmail ve sıra ile gelenler, hep söylenen bu günleri ilân ettiler.”( Yeni Ahit Resullerin İşleri, Bâb: 3, Âyet: 22)

      Şimdi Kitab-ı Mukaddes’ten alınan bu iki cümleyi tahlil edelim:

      a.Hz. Musa ( as)’ın, Hz. İbrahim ( as)’ın oğlu Hz. İshak ( as)’ın soyundan gelen İsrailoğullarına; “kardeşleriniz” şeklindeki hitabı, Hz. İshak ( as)’ın kardeşi Hz. İsmail ( as)’ın soyuna, yani İsmailoğullarına işarettir. İsmailoğullarından gelecek olan peygamber ise ancak Hz. Muhammed ( asv) olabilir; çünkü İsmail ( as) soyundan yalnızca Efendimiz ( asm) gelmiştir. Hz. Yuşa ( as) ve Hz. İsa ( as), Hz. İsmail ( as)’den değil, İsrailoğullarındandır.

      b.Hz. Musa ( as), “benim gibi” sözüyle Peygamberimiz ( asm)’ı kastetmektedir. Çünkü; cihad, getirdiği kanun ve hükümler, koyduğu cezalar, cemaati arasında sözünün dinlenir olması,.. gibi yirmi kadar hususta Hz. Mûsa ( as)’a benzeyen; Peygamberimiz Hz. Muhammed ( asv)’dır; Hz. Yuşa ( as) ve Hz. İsa ( as) değildir.

      c. Ayette geçen “Sözlerimi ağzına koyacağım” ifadesi, Efendimiz ( asm)’ın ümmî olup, okuma-yazmayı bilmediği halde Allah’ın Kelâmı’nı kolayca hıfzedip insanlara okuyacağına işarettir. Ve bu haber, verildiği gibi aynen gerçekleşmiştir.

      Ayrıca Tesniye 18 ve 19. ayetlerdeki bir ifadeye özellikle dikkat çekmek istiyoruz: bu cümlelerde;“gelecek peygamberin, Tanrı'nın ismiyle sözler söyleyeceği” vurgulanmaktadır. Peygamberimiz ( asm)’e gelen Kur’an'ın en ilginç ve diğer kitaplarda görünmeyen özelliklerinden birisi de; Kur’an’ın 114 surenin, 113'ünün “Besmele” ile yani "Bismillahirrahmanirrahim" ( Rahman ve Rahim olan Allah'ın ismiyle) diye başlamasıdır. Hatta Peygamberimiz ( asm) sadece Kur’an ayetlerini okumaya değil, her işine besmele ile başlardı ve bunu ümmetine tavsiye ederdi. Demek Tevrat’ta geleceği müjdelenen ve Tanrı’nın ismiyle sözler söyleyeceği bildirilen zat, Peygamberimiz Hz. Muhammed ( asv)’dir.

      5. “Rab, Sina’dan geldi ve onlara Sâir’den doğdu; Paran dağlarında parladı ve mukaddeslerin on binleri içinden geldi. Onlar için sağında ateşli ferman vardı.”( Tesniye, Bab 33, Âyet: 2)

      a.Tevrat’ın bu ifadesinde: “Sina’dan gelme”; Hz. Mûsa ( as)’a ve Sîna dağında ilâhî hükümlerin Ona verilmesine “Sâir’den doğma” ise; Hz. İsa ( as)’a ve Ona İncil’in verilmesine, “Paran dağlarında parlama” ise, Efendimiz ( asm)’in Mekke’de çıkacağına işarettir. Zira Paran, Arapça okunuşuyla Farandır. Faran ise; Mekke’nin eski bir ismidir.

      Ayrıca Paranın Mekke olduğuna, Kitab-ı Mukaddes’in Tekvin Bölümündeki, Hz. İsmail ( as)’ın Paran çölünde oturduğunu anlatan cümleler de delildir. Zira Hz. İsmail ( as) Mekke’de oturmakta idi. Demek, Kitab-ı Mukaddes’in işaretiyle deFaran, Mekke’dir. Tevrat’ın ifadesiyle; Allah “Faran dağlarından parladığını” beyan buyurmuştur. Bu parlama, Hz. Muhammed ( asm)’dan başka kim olabilir?

      b.“Mukaddeslerin on binleri içinden geldi” cümlesiyle belirtilen mukaddesler ise; Peygamberimiz ( asm)’ın Âli, Ehl-i Beyti ve Ashâbıdır. Kısa bir zamanda bu mukaddes cemaat on binlere, hatta yüz binlere ulaşmıştır.

      c. “Sağda ateşli ferman” ifadesi ise; cihada ve gelecek peygamberin cihad ile memur olacağına işarettir. Efendimiz ( asm) ve ümmetinin cihad ile vazifeli olması, bu cümlede işaret edilen zatın Hz. Muhammed ( asv) olduğunu ispat etmektedir… Demek Tevrat’ın bu cümlesi üç işareti ile Efendimiz ( asm)’den haber vermektedir.

      6. Tevrat yaratılış bölümü: “Ancak Tanrı İbrahim'e, "Oğlunla cariyen için üzülme." dedi. Sara ne derse, onu yap. Çünkü senin soyun İshak'la sürecektir. Cariyenin oğlundan da bir ulus yaratacağım, çünkü o da senin soyun. İbrahim sabah erkenden kalktı, biraz yiyecek, bir tulum da su hazırlayıp Hacer’in omzuna attı, çocuğunu da verip onu gönderdi. Hacer Beer-Şeva Çölü'ne gitti, orada bir süre dolaştı. Tulumdaki su tükenince, oğlunu bir çalının altına bıraktı. Yaklaşık bir ok atımı uzaklaşıp, "Oğlumun ölümünü görmeyeyim." diyerek onun karşısına oturup hıçkıra hıçkıra ağladı. Tanrı çocuğun sesini duydu.”

      “Tanrı'nın meleği göklerden Hacer'e, "Neyin var, Hacer?" diye seslendi, "Korkma! Çünkü Tanrı çocuğun sesini duydu. Kalk, oğlunu kaldır, elini tut. Onu büyük bir ulus yapacağım." Sonra Tanrı Hacer'in gözlerini açtı, Hacer bir kuyu gördü. Gidip tulumunu doldurdu, oğluna içirdi. Çocuk büyürken Tanrı onunlaydı. Çocuk çölde yaşadı ve okçu oldu. Paran Çölü'nde yaşarken annesi ona Mısırlı bir kadın aldı.”( Yaratılış 21, 12-21)

      Tevrat’ın bu kısmında, Hz. Hacer’den doğacak çocuktan bir ulus yaratılacağı bildirilmiştir. İşte bu ulus, Hz. Peygamber ( asm) ve İslam ümmetidir. Zira Hz. İsmail ( as)’ın neslinden Efendimiz ( asm)’den başka peygamber gelmemiştir.

      7. “Hz. İsmail’in validesi olan Hacer, evlat sahibi olacak. Ve onun evladından öyle birisi çıkacak ki, O veledin eli, umumun üstünde olacak ve umumun eli huşu ve itaatle ona açılacak.”( Eski Ahit, Tekvin, 17. Bab)

      Tevrat’ın bu ifadeleri de Efendimiz ( asm)’den haber vermektedir. Zira daha önce açıkladığımız gibi, Hz. Hacer’in oğlu olan Hz. İsmail ( as)’ın soyundan, Efendimiz ( asm)’dan başka bilinen ve meşhur olan bir peygamber gelmemiştir.

      8.“Musa dedi: Rabbim, ben Tevrat’ta öyle bir topluluk görüyorum ki, onlar insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmettir. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar ve Allah’a iman ederler. Onları benim ümmetim kıl.” Allah şöyle dedi: “O Muhammed’in ümmetidir...”( Eski Ahit, İşaya, Bab 42)

      Muhammedismi, semavi kitaplarda; Müşeffeh, Münhamennâ ve Himyâtâ gibi Süryani isimler suretinde “Muhammed” manasındaki İbrani isimleriyle gelmiştir. Yoksa açık “Muhammed” ismi az vardı. Bu azı da Yahudiler tahrif etmişlerdir. Ayrıca burada, Hz. Musa ( as)’ın Tevrat’ta gördüğü topluluğu vasfederken kullandığı cümleler de çok ilginçtir.

      Hz. Musa ( as) o topluluğu anlatırken; “Onlar insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmettir. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar ve Allah’a iman ederler.” buyurmuştur. Bu ifadelerin aynısı Kur’an’da, Ali İmran suresi 110. ayette şöyle geçer:

      “Siz insanlar için çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten nehyeder ve Allah’a iman edersiniz.”

      Görüldüğü gibi, Tevrat’taki Hz. Musa ( as)’ın ifadeleriyle, Kur’an’daki ayet arasında tam bir uyum vardır. Bu uyum ispat eder ki, Hz. Musa ( as)’ın gördüğü ümmet, ümmet-i Muhammed’dir.

      9. “Ahir zamanda bir ümmet-i merhume kaim olup, orada hakka ibadet etmek üzere mübarek bir dağı seçerler. Ve her iklimden bir çok halk orada toplanıp, bir Rabbe ibadet ederler, ona şirk koşmazlar...”( Eski ahit, Miha, Bab 4, ayet 1, 2, 5)

      İşte Tevrat’ın şu cümlesi açık bir surette dünyanın en mübarek dağı olan Arafat dağını ve oraya her iklimden gelen hacıların tekbir ve ibadetlerini ve“ümmet-i merhume” namıyla şöhret bulan“ümmet-i Muhammedi” tarif ediyor.

      10.Tevrat Hz. Danyal ( as)’ın kitabı Bab: 2: Bu bölümde Asur devletini yıkıp Babil şehrini merkez yapmış ve kırk üç yıl saltanat sürmüş bir hükümdar olan Buht-u Nasr’ın görmüş olduğu rüya ve onu izah eden Hz. Danyal ( a.s) anlatılır. Bu kıssanın özeti şöyledir:

      “Zalim Buht-u Nasr’ın hapishanesinde bulunan Hz Danyal ( as), hükümdar daha kendisine rüyasını anlatmadan önce hükümdara rüyasında ne gördüğünü anlatır. Hükümdar şaşkınlık içinde aynen tasdik ederek “Evet gördüğüm rüya gerçekten bundan ibarettir. Şimdi de tabirini söyleyiver.” der. Hz. Danyal ( as) şöyle der:

      “O heykel dünya saltanatıdır. Sen onun başı durumundasın. Senden sonra başka bir hükümet gelecektir ki, senin hükümetine nisbetle küçük olduğu için gümüşle temsil edilmiştir. Ondan sonra iki hükümet daha gelip çok genişleyecek ve demirden meydana gelen başka bir saltanat da onu yok edecektir. Daha sonra o da yıkılıp yerine kimi kuvvetli kimi zayıf pek çok hükümet geçecektir ki, bunlar demirle toprağın birleşemediği gibi bunlarda birbirlerine yaklaşıp da birleşemeyeceklerdir. Bundan sonra Allah ( cc) kısa zamanda bu hükümetleri ortadan kaldıracak gerçek bir saltanat sahibi gönderecektir ki, onun saltanatı kıyamete kadar ayakta kalacak, mübarek zatı da dünya ve ahiret saadetine sebep olacaktır. İşte rüyanda, havadan düşüp de o gördüğün putu kırarak yok eden taşın büyümesi bu gerçeğe işarettir.”

      İşte Hz. Danyal ( as)’ın tabir ettiği rüyanın anlatıldığı Tevrat’ın bu cümleleri; putları kıracak ve getirdiği din ile kıyamete kadar ayakta kalacak mübarek bir zatı haber veriyor. Elbette bildirilen bu zatın Efendimiz ( asm) olmasında şüphe yoktur. Zira Peygamber Efendimiz ( asm) putları kırmış, maddi saltanatı ile alemi ve manevi saltanatı ile de gönülleri fethetmiştir.


      Zebur’da Hz. Muhammed ( asv)’in Peygamberliğine Deliller


      İlâhî kitapların ikincisi olan Zebur, Kur'ân-ı Kerîm'in üç ayrı âyetinde geçmektedir. Bu ayetler şöyledir:

      "Biz Nûh'a ve O'ndan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi şüphesiz sana da vahyettik. Ve İbrahim'e, İsmail'e, İshâk'a, Yakub'a, İsa ya, Eyyub'e, Yunus'a, Hârun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Ve Davud'a Zeburu verdik." ( Nisâ, 4/163)

      "Rabbin göklerde ve yerde olanları en iyi bilendir. Andolsun ki, biz peygamberlerin kimini kiminden üstün kılmışızdır. Davûd'a da Zebur verdik."( İsra, 17/55)

      “Andolsun, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yazmışızdır ki, arza ancak salih kullarım mirasçı olur." ( Enbiya, 21/105)

      Bu âyet meâllerinden ilk ikisi, dört ilâhî kitaptan biri olan Zebur'un Hz. Dâvud ( as)'a verildiğini açıklamakta, üçüncü âyet de Zebur'un Tevrat'tan sonra nâzil olduğunu bildirmektedir…

      Şimdi, Zebur da Peygamber Efendimiz ( asm)’e işaret eden bölümlere geçiyoruz:

      1.“Sen insanların en güzelisin, lütuf saçılmış dudaklarına. Çünkü Tanrı seni sonsuza dek kutsamış... Ey yiğit savaşçı, kuşan kılıcını beline, görkemine, yüceliğine bürün… At sırtında görkeminle, zaferle ilerle, gerçek ve adalet uğruna. Sağ elin korkunç işler göstersin… Okların sivridir, Kral düşmanlarının yüreğine saplanır, halklar ayaklarının altına serilir… Tanrı'nın sana armağan ettiği krallık sonsuzluklar boyunca kalıcıdır. Krallığının asâsı adalet asâsıdır… Doğruluğu sever, kötülükten nefret edersin. Bunun için Tanrı, senin Tanrın, seni sevinç yağıyla arkadaşlarından daha çok meshetti…”( Mezmur: Bab 45, Ayet: 2-7)

      Şimdi, Mezmur’daki bu ifadelerin Peygamber Efendimiz ( asm)’e nasıl açıkça işaret ettiğini görelim:

      a. “Sen insanların en güzelisin…”

      Peygamber Efendimiz ( asm)’ın mübarek vücutlarında toplanan ve bâtınî güzelliklerine delalet eden zâhiri güzellikler; hiçbir kimsenin vücudunda toplanmamıştır. Hatta İmam-ı Kurtubî rivayet eder ki; Nebiyy-i Muhterem Efendimiz ( asm)’ın cemalinin güzelliği tamamen ortaya çıkmamıştır. Eğer dış görünüşünün bütün güzelliği görünür olsaydı, sahabe-i kiram ona bakmaya takat getiremezlerdi.[1]

      Cabir bin Semüre ( r.a) demiştir ki; “Bir mehtaplı gecede âlemin güneşi Efendimizi ( asm) gördüm. Üzerlerinde kırmızı alacadan bir elbise vardı. Nebi ( asm)’ın nurlu yüzü ile aydan hangisinin güzelliği daha fazla diye; bir kere Resulullah’ın nurlu yüzüne, bir kere de ayın yüzüne bakmaya başladım. Allah’a yemin ederim ki, benim yanımda Nebiyy-i Muhterem Hazretlerinin saadetli yüzü aydan daha güzel idi.”[2]

      Efendimizin bu güzelliğini Hz. Aişe ( r.anha) şu sözleriyle ifade etmiştir: “Hz. Yusuf ( as)’ın güzelliğini gören kadınlar, Onun güzelliğinden kendilerinden geçerek ellerindeki bıçaklarla parmaklarını kesmişlerdi; eğer onlar Hz. Muhammed ( asv)’ı görselerdi kollarını keserlerdi.”

      b.“Ey yiğit savaşçı, kuşan kılıcını beline...”

      Efendimiz ( asm) bir hadislerinde şöyle buyuruyor: “Kıyamete yakın bir devrede kılıç ile gönderildim…”[3]Zeburun bu ayeti de gösteriyor ki,"Sahibü's-seyf” yani kılıç sahibi olacak, cihada memur bir peygamber gelecektir. Hem ümmeti de onun gibi sahibü's-seyf, yani cihada memur olacaktır. İşte Zeburun verdiği bu haber Efendimiz ( asm) ve ümmetinde tam manasıyla gözükmüştür.

      c.“Gerçek ve adalet uğruna. Sağ elin korkunç işler göstersin.”

      Zebur’un bu cümlesi de Efendimiz ( asm)’ın adaletinden bahsetmektedir. Peygamberimiz ( asm) gerçekten de insanların en adili idi. Hatta nakledilir ki: Mahzumîlerden bir kadın hırsızlık etmişti. Kureyşliler şerefli bir kabileden olan bu kadının cezalandırılmasını istemiyorlardı. Üsâme bin Zeyd'i Peygamberimiz ( asm) çok seviyordu. Onu kırmayacağını biliyorlardı. Üsame'yi araya koyarak, Peygamberimiz ( asm)’ın bu kadına ceza vermemesini ricacı için gönderdiler. Peygamberimiz ( asm), Hz. Üsame'ye şöyle buyurdu:

      "İsrailoğulları bu gibi taraf tutmaları yüzünden helak oldular. Bunlar fakirlerine en şiddetli ceza verirken, nüfuzlu ve zengin olanlarına ceza vermezlerdi. Allah’a yemin olsun ki, bu suçu işleyen kızım Fatıma da olsaydı aynı cezayı verirdim."[4]

      Peygamberimiz ( asm), adaleti uygularken din farkı gözetmezdi. Hak sahibi bir Yahudi de olsa, Müslüman’dan hakkını alır, ona verirdi. Siyer kitapları Efendimiz ( asm)’in bu eşsiz adaletini anlatan kıssalar ile doludur.

      ç.“Okların sivridir, Kral düşmanlarının yüreğine saplanır, halklar ayaklarının altına serilir…”

      Zebur’un verdiği bu haberin de hakikati Efendimiz ( asm)’de gözükmüştür. Zira İran, Bizans , Hind, Çin ve birçok memleket fethedilmiş ve halklarının büyük kısmı Hz. Muhammed ( asv)’ın ümmetine katılarak Müslüman olmuştur. Ve Zebur’un bu ifadesi, Kur’an ayetlerinde şöyle ifade edilmiştir:

      “Allah’ın, fethedilen memleketlerin ahalisinden savaşılmaksızın peygamberine kazandırdığı mallar; Allah’a, peygambere, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet ve güç haline gelmesin diye Allah böyle hükmetmiştir.”( Haşr, 59/7)

      d.“Doğruluğu sever, kötülükten nefret edersin.”

      Bu cümle Peygamber Efendimiz ( asm)’ın iki sıfatından haber vermektedir ki, bu sıfatlar Kur’an’da şöyle ifade edilmiştir:

      “Siz insanlar için çıkarılmış ümmetlerin en hayırlısı olmak üzere yaratıldınız. İyiliğin yapılmasını emreder, kötülüğün yapılmasını yasaklarsınız ve Allah'a inanır iman edersiniz.” ( Âli İmran, 3/110)

      2.“Atalarının yerini oğulların alacak, onları önder yapacaksın bütün ülkeye. Adını kuşaklar boyunca yaşatacağım, böylece halklar sonsuza dek övecek seni.” ( Mezmur Bab 45, Ayet: 16 ve 17)

      Zebur’un bu cümlelerinde de Peygamber Efendimiz ( asm)’ dan bahsetmektedir. Zira Peygamberimiz Hz. Muhammed ( asv)’ ın vefatının üzerinden 1400 yıl geçmesine rağmen kuşaklar boyu müminler her zaman ve bilhassa kıldıkları beş vakit namazın arkasında “Allahümme Salli alâ Muhammedin ve alâ âlî Muhammed...” diyerek Peygamberimiz ( asm)’a salavat getirirler. Acaba yeryüzünde, adı Peygamberimiz ( asm) kadar zikir edilen başka bir şahsiyet var mıdır? Elbette yoktur. O halde Zebur’da bahsedilen bu zatın Efendimiz ( asm) olmaması mümkün müdür?

      3.“O denizden denize ve nehirden zeminin müntehasına kadar saltanat sürecektir. Çöl ahalisi O’nun huzurunda diz çöküp düşmanları toprak yalayacaklardır. Tarşiş’in ve Adaların melikleri peşkeş getirip, Şeba ve Şeba melikleri hediye takdim edecekler. Cümle melikler dahi O’na secde ve hep tâifeler O’na kulluk edeceklerdir. Zira feryat eden fakire ve biçare ile yardımcı olmayana O necât verecektir. Muhtaç ve fakire merhamet edip fukaranın canlarına halâs edecektir. Onların canlarını zulüm ve zorbalıktan kurtarıp, onların kanı kendi nazarında kıymetli olacaktır. Yaşayacaktır ve O’na Şeba, altınından verecektir. Ve O’nun için daima dua edip, O’nu her gün senâ edeceklerdir. İsmi ebedî olup, ismi Güneş durdukça baki kalacak ve adamlar O’nunla mübarek olacaklar. Milletlerin cümlesi O’na ‘Mübarek’ diyecekler.” ( Mezmur Bab 72, Ayet: 2-19, özetle)

      Kim insafla Zebur’un şu cümlelerine kulak verse, Efendimiz ( asm)’ı anlattığını tasdik edecektir. Zira Zebur’un bu cümlelerinde anlatılan zatın sıfatlarının tamamı Peygamber Efendimiz ( asm)’ da mevcuttur.

      Çalışmamızın bu bölümüne kadar Muharref İncil, Tevrat ve Zebur’da Peygamberimiz ( asm)’a işaret eden bölümlerden bir kısmını inceledik. Buraya kadar iki kere iki dört eder katiyetinde ispat ettik ki; semavi kitaplar Hz. Muhammed ( asv)’ dan haber veriyor ve O’nun geleceğini müjdeliyor. Zira semavi kitaplar o kadar tahrife uğradığı ve hususen Efendimiz ( asm)’dan bahseden ayetler değiştirilmeğe çalışıldığı ve kitaplardan çıkartıldığı halde, Hz. Muhammed ( asv) mevcut semavi kitaplarda güneş gibi parlıyor.


      ---------------------
      Dipnotlar :

      [1]Vâhidî, s. 47; Râzî, Tefsîr, IV, 116.
      [2]Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 2/277-278.
      ________________________________________________

      [1]Sahihu’l-Buhari, IV, 162- 163

      [2]Nebhânî, Hüccetüllah ale’l-Âlemîn, 99, 114.

      [3]Nebhânî, Hüccetüllah ale’l-Âlemîn, 113,114; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:739.

      _____________________________________

      [1]Kalem, 68/4.
      [2]Mâide, 5/67.
      [3]Tirmizî, Tefsîr, 5/6.
      [4]Ebu Nuaym, Delâil, c. 2, s. 328

      _______________________________________

      [1]Peygamberimizin Şemaili, Prof.Dr. Ali Yardım, Damla Yayınları.
      [2]Darimî, Mukaddime, 10.
      [3]Tirmizi c. 3 s. 213; Ahmed bin Hanbel V/218.
      [4]Buhari, enbiya 54, hudud 12; Müslim, hudud 8, 9.

      -------------------
      Kaynak :

      resulullah org